Alper

Alper
Ne aşağıda teselli var, ne yukarıda. Bir tek biz varız. Küçük, kimsesiz, çabalayan, birbiriyle savaşan bizler.
Eğer dikkat edecek olursanız, yan yana yetişen iki ağacın birbirini ite dürte bir yaşam yarışına girdiklerini görürsünüz. Ağaçlar, enerjilerini güneş ışığından sağlayan kocaman ve güzel birer makinedirler. Topraktan su, havadan karbondioksit alarak bunları hem kendilerinin kullandığı, hem de bizlerin yararlandığı yiyeceğe çevirirler. Bitki, ürettiği karbonhidratı, kendi bitkisel yaşamını sürdürmek için enerji kaynağı olarak kullanır. Ve sonuçta bitkilerden geçinen parazitler olan bizler de kendi yaşamımızı sürdürmek için bitkilerin karbonhidratlarını çalarız. Bitkilerden aldığımız kanımızdaki karbonhidratlarla içimize çektiğimiz havanın erimiş haldeki oksijenini karıştırarak yaşayabilmemiz için gerekli enerjiyi sağlarız. Bu süreç sonucunda karbondioksit çıkarırız. Bitkiler de aldıkları bu karbondioksidi karbonhidrata dönüştürürler. Ne şaşılası bir işbirliği düzeni... Bitkilerle insanların birbirinin soluğunu alıp vermesiyle gezegen çapında karşılıklı bir hayat öpücüğü döngüsü, 150 milyon kilometre uzaklıktaki bir yıldızın enerjisiyle sürüp gitmekte...
Bilim
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Seks yaklaşık iki milyar yıl önce icat edilmişe benziyor. Daha önceleri yeni organizma çeşitleri, yalnızca rastlantısal mutasyonlar dizisiyle, yani genetik talimatlardaki harflerin değiştirilerek ayıklanması sonucu ortaya çıkabiliyorlardı. Evrim bunaltıcı bir yavaşlılık içinde yer almış olmalı. Seksin icadıyla, iki organizma aralarında DNA kodlarının tam olarak birer paragraflarını, sayfalarını ve kitaplarını değiştokuş edebilmeye başladılar. Böylece ayıklama eleğine hazır yeni çeşitlilikler ortaya çıktı. Organizmalar seks yapmaları için seçmelerden geçmişlerdir ve sekse karşı ilgi duymayan organizmalar çabucak yok olup gitmişler. Bu süreç yalnızca iki milyar yıl öncesinin mikropları için geçerli değildir. Biz insanlar da bugün DNA'larımızın bazı bölümlerini değiştokuş etmeye meraklı bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz.
Bilim
On binlerce yıl önce mandıra ineği, tazı ya da mısır başağı yoktu. Bu hayvanların ve bitkilerin soylarını evcilleştirdiğimizde, üremelerini denetleyerek yönlendirdik. Bugünkü bu hayvanlarla bitkilerin eski soyları bütünüyle değişik görünüşteydiler. Bunlar arasında özelliklerinin sürüp gitmesini istediklerimizin üremesini yeğledik. Koyunlarımızın gözetiminde kullanacağımız köpeği yetiştirmek için uyanık, itaatkâr ve sürü otlatmaya yatkın olan türlerini seçtik. Mandıra ineklerinin kocaman ve yayvan memeleri, insanoğlunun süte ve peynire olan ihtiyacının sonucudur. Bizim bugün yediğimiz mısır, çelimsiz olan ilk türünden bugünkü tadını ve yüksek besin değerini kazanabilmesi için on binlerce yıl yetiştirilmiştir. Sonuçta ilk halinden öylesine uzaklaştı ki, şimdi artık insanoğlunun müdahalesi olmadan kendi kendine üreyemiyor. İster Heike yengeci, ister bir köpek ya da sığır veya mısır için olsun yapay ayıklamaların ilkesi şudur: Bitkilerin ve hayvanların çoğunun fiziksel ve davramış özellikleri kalıtsaldır. Buna göre ürerler. İnsanlar şu ya da bu nedenle bazı türlerin üremesini yeğliyorlar, bazı türlerin üremesini ise istemiyorlar. Üremesi istenen tür çoğalıyor, istenmeyen de azalıyor, hatta türün tükendiği de oluyor.
Bilim

Alper

, bir kitap okudu
2/10
·72 syf.·
5 saatte okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2021 19:35
·
2021 35. kitabı
Federico Garcia Lorca
7.6/10 · 1.941 okunma
İskenderiye Kütüphanesinin kalbi, kitap koleksiyonuna ayrılan bölümüydü. Koleksiyon uzmanları dünyanın birçok kültür ve diline ait kitapları tararlardı. Yabancı ülkelere adam gönderip kitaplıklardaki kitapları toptan satın alırlardı. İskenderiye'ye demirleyen yabancı gemiler kaçak eşya için değil, acaba kitap mı kaçırıyorlar diye aranıp taranırlardı. Her biri elle yazılmış papirüs tomarı olmak üzere kütüphanede o zamanlar yarım milyon kitap bulunduğu sanılıyor. Bazen papirüs tomarlarının kopya edilmek üzere alındığı da olurdu. Bütün bu kitaplara acaba ne oldu? Bunları yaratan klasik uygarlık yok oldu ve kütüphane kasten tahrip edildi. Bu eserlerden yalnızca küçük bir bölümü kalmıştır. Bazılarının da insanın içini burkan bölük pörçük parçaları. Günümüze kalan bu bölük pörçük parçalar bile insan zihnini uyarıcı ne denli zengin bilgiler taşıyor, bir bilseniz! Örneğin, kütüphanenin raflarından birinde bulunduğunu bildiğimiz Sisamlı astronomi bilgini Aristarkhos'un kitabında, yerküremizin gezegenlerden bir tanesi olduğuna ve onlar gibi Güneş'in etrafında döndüğüne ve yıldızların çok uzaklarda olduklarına değiniliyordu. Bu ifadelerin hepsi de doğru olduğu halde, sözü edilen gerçeklerin yeniden bulunması için iki bin yıl beklemek zorunda kalınmış oldu. Aristarkhos'un bu eserinin kaybına duyduğumuz üzüntüyü, daha başka konulardaki kayıplar için de yüz binler sayısıyla çarparsak, klasik uygarlığın yarattığı görkemi ve yok oluşunun trajedisini algılamaya başlayabiliriz.
Bilim