Alper

Alper
Ne aşağıda teselli var, ne yukarıda. Bir tek biz varız. Küçük, kimsesiz, çabalayan, birbiriyle savaşan bizler.
Ego merkezli bireycilik ortadan kalkmış gibidir, artık hiç kimse yalnız kalmak istememekte, herkes başka birileriyle beraber vakit geçirmek istemekte, çok kısa bir süre için bile yalnız kalma
Sosyoloji
Reklam
On dokuzuncu yüzyılda aile yaşantısında ve devlette otoriterlik çok açık olarak gözlenmekteydi belki de bu nedenle itaatsizliğin kabul görmesi ve devrimci kişilik için daha uygun bir dönemdi. Yirminci yüzyıl ise çok farklı bir zaman dilimidir. Bu yüzyıl organizasyon insanını yaratan modern sanayi sistemi ve büyük bürokrasilerin yüzyılıdır. Bu sistem güç kullanmak yerine dümen çevirerek kontrol ettikleri şeylerin düzgün bir şekilde işlemesi konusunda kararlıdır. Bürokrasilerin üst kademelerinde yer alan yöneticiler kendi emirlerine uyulup uyulmamasının kişisel tercihe bağlı olduğunu iddia ederek, özellikle de sundukları maddi tatminlerle hepimizi yapmamız gereken şeyleri severek yapmakta olduğumuza inandırmaya çalışırlar. Organizasyon insanı itaatsizlik göstermez, neye boyun eğdiğinin farkında bile değildir. Boyun eğdiğinin bilincinde bile değilken boyun eğmemeyi nasıl düşünebilir ki? O sadece çocuklardan, kalabalıktan biridir. O "sağlam" dır; kendini, kendi çocuğunu ve torununu öldürecek olsa bile "mantık çerçevesinde" hareket eder. Bu nedenle çağdaş bürokratik sanayi çağında insanın itaatsizlik göstermesi ya da devrimci bir kişilik geliştirmesi ondokuzuncu yüzyıldaki bir insana göre çok daha zordur.
Sosyoloji
İlkel insanın doğal güçler karşısında çaresiz kalmış olması gibi, modern insan da kendi elleriyle yaratmış olduğu toplumsal ve ekonomik güçler karşısında çaresizdir. Kendi elleriyle yarattığı objelere tapınmakta, yeni putlar karşısında yerlere eğilmekte ancak ona tüm putları yok etmesini emretmiş olan Tanrı üzerine yemin etmektedir.
Sosyoloji
Gerçek ihtiyaçlarımız damak zevkimiz, gözlerimiz ya da kulaklarımız yerine reklam sloganları tarafından yönetilmektedir.
Sosyoloji
Eğer arzumun tatmin edilmesini ertelemezsem (ve sadece elde edebileceğim şeyleri arzu etmeye göre şartlandırılmışsam) çelişki, endişe taşımam; hiçbir karar almaya gerek yoktur, sürekli olarak meşgul olduğum, çalışmakta ya da eğlenmekte olduğum için kendi başıma kalıp yalnızlık hissetmem. Sürekli olarak tüketimle uğraştığım için kendimin kendim olarak farkında olma ihtiyacım bulunmamaktadır. Ben arzu ve tatminlerden oluşan bir sistemim, arzularımı tatmin etmek için çalışmam gerekmektedir, bu arzular da sürekli olarak ekonomik makine tarafından teşvik ve idare edilmektedir.
Sosyoloji
Reklam