Yüksek stres yaratan bir durumla etkileşime girebilmek için stresi kabul edebilme becerisi gereklidir. Buradaki beceri, tıpkı ağır bir nesneyi kaldırmaktaki veya merdivenlerden yukarı koşmaktaki beceri gibidir. Stres-gevşeme, zihin-beynin sahip olduğu becerilerden biridir ve bilinmeyene yönelme biçimindeki fiziksel kararlılığı geliştirir. Güçlü zihin, bu kararlılığa sahip olan zihindir; gittikçe daha fazla sayıda bilinmeyen-öngörülemeyen durumla etkileşime girer, bunları beyin sistemine asimile eder veya uygun bir karşılık vererek uyum sağlar.
Dünyaya dair bilginin sığ kalması (yani yalnızca uzaktan bilgi getiren işitme ve görme gibi duyulara dayanması) pek çok çocukta karşılaştığımız bir sorundur. Çünkü dünyayla doğrudan fiziksel temas kurmaları (tatmaları, dokunmaları, hatta koklamaları) hastalık korkusu veya yalnızca hayalî olan tehlikeler nedeniyle ebeveynler tarafından ya açıkça yasaklanmakta ya da dolaylı yollardan (hevesini kırma, korkutma) engellenmektedir. Ama gelişim döneminde yapılandırılamayan kapsamlı ve nesnel bir dünya bilgisi dağarcığı, dünya matrisinin oluşamamasına, fiziksel olarak hayatta kalma ve yaşamı sürdürme bilgisinin gelişememesine ve soyutlama ile yaratıcılığın gereksinim duyduğu temelin eksik kalmasına yol açmaktadır. Diğer sonuçlar ise kesintisiz bir kaygı ve bunalım hali ile nesnelere yönelik obsesif-kompülsif bağlılıklardır. Unutmayalım ki kaygı, zihin işlevlerini ve zekâyı sakatlar, bilinmeyen ve öngörülemeyen ile etkileşim kurma becerisinin gelişimini engeller. Kaygı, çocuğun yaklaşık dokuz yaş civarlarında "düşüşünün" de nedenidir; onun kökleri derine gider, dalları uzun ve kalın olur, zehirli meyveleri boldur ve etkileri de her yeri yakıp yıkar.
Eğer çocuktan, içinde bulunduğu gelişim aşamasıyla uyumsuz taleplerde bulunursak, yani onu daha sonraki aşamalarda söz konusu olabilecek süreçlere (deneyimlerle baş etmeye, öğrenmeye veya veri işlemeye dair daha karmaşık süreçlere) sokmaya çalışırsak ya da daha önceki bir gelişim aşamasında kalmaya zorlarsak, etkileşim kurma becerisinin gelişimini de neredeyse durma noktasına getirebiliriz.
Bu zorlamalar sonucunda çocuğun öğrendiği tek şey, öğrenme işinin son derece zor olduğu ve düş kırıklığı yarattığı olur. Çocuk, sonraki gelişim aşamalarında söz konusu olacak beklentileri henüz bu aşamalara ulaşmadan (erkenden) karşılayabilir hale gelebilir, ama zihin ve zekâ gelişimi açısından bazı sorunlar yaşayacaktır. Ne yazık ki, bu sorunlar ve yarattıkları sonuçlar, aradan uzun yıllar geçmeden fark edilmeyebilirler.
Küçük bir çocuk, ancak annenin sağladığı güvenli ortam içerisindeyken dünyayı araştırabilir ve keşfedebilir. Yedi yaş sonrasında ise kendi kişisel güç matrisine geçer. Bu noktada artık annenin değil, dünyanın sağladığı güvenlik ortamındadır.