Bazen bir insanı aniden, o ana dek tanıdığımızdan çok daha değişik bir biçimde algıladığımızı farkederiz. İşin şaşırtıcı yanı, onun bu yönünü sanki önceden biliyormuşuz gibimize gelmesidir. Acı gerçeğin gün ışığına çıkma tehdidini gösterdiği anlarda ortaya çıkan direnme güçlerinde de, aynı durumu gözlemlemek mümkündür. Yaşantımızda büyük bir enerjiyi, bildiklerimizi kendimizden saklayabilmek için, onları bastırmaya çalışırken harcamaktayız. Ve bu bastırılan bilgiler de, küçümsenmeyecek derecede fazladır. Talmud'da, gerçeğin bastırılması olayını şiirsi bir dille anlatan şöyle bir efsane vardır: Bir çocuk dünyaya geldiğinde, melekler onu alnından öperek, doğum anınadek bütün bildiklerini unutmasını sağlarlar. Çünkü eğer çocuk bildiklerini unutmazsa, yaşamı da dayanılmaz olacaktır.
Marx'ın kendi dünya görüşünü açıklayan en güzel sözlerini "Kutsal Aile" adlı kitabında bulmak mümkündür: "Tarih bir şey yapmaz. Onun büyük bir serveti yoktur, tarih savaşmaz ve mücadele etmez. Her şeyi yapan, mülkiyete sahip olan ve savaşanlar, gerçek canlı insanlardır. Tarih, sanki bir kişilik gibi insanları kendi amaçları doğrultusunda kullanmaz. Tarih, arzularını ve amaçlarını gerçekleştirmeye çalışan insanların eylemlerinden başka bir şey değildir."
Açgözlü kişinin kazanç ve paradan, ihtiraslı birinin de şöhretten başka bir şey düşünmemesi, bir delilik göstergesi olarak değerlendirilmez. Çünkü bu özellikler, sıkıcı ve nefret yaratan duygular olarak değerlendirilir ve aşağılanırlar. Ama gerçekte açgözlülük, ihtiras ve şehvet gibi nitelikler, hastalık sayılmasalar bile, deliliğin birer göstergesidirler.