Berken

Berken
Ne li vir im, ne jî li wir… Artık alıntıları paylaşmayı bıraktım, okuduklarım sadece bende kalsın. Buraya ise sadece ara sıra bir şeyler karalamak için uğrayacağım.
İnşaat Mühendisi
İstanbul
Bakur, 9 Nisan 1999
33 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Sayın insanlar, mesele sadece bir sandık, bir lider ya da beş yılda bir önümüze konan o mühür değil aslında, mesele bizim birer yetişkin gibi değil, birer köle gibi yaşamayı en büyük konforumuz haline getirmiş olmamız. Sokaklara çıkıp bakınca gördüğümüz şey bir toplumun dinamizmi değil, bir hipnoz seansı. Birileri bir büyü yapmış ve herkes kendi mahallesinin bayrağına öyle bir sarılmış ki, geriye kalan her şeye, en başta da kendi aklına ve vicdanına gözünü kapatmış. Bu öyle bir uyuşukluk ki, bir siyasi partinin peşine takılıp o yapı ne yaparsa yapsın, hangi yanlışa imza atarsa atsın avuçlarımız patlayana kadar alkışlamayı dava adamlığı sanıyoruz. Hükümet dediğin yapı, o koltuklarda oturanlar gökten zembille inmedi, onlar sessizliğin, her hatada vardır bir bildikleri diyerek vicdanların susturulması, denetlemek yerine biat etmenin birer yansıması. Gücü elinde tutan o kibri kendi ellerinizle beslediniz , şimdi o kibir gelip tepenize bindiğinde şaşırmaya hakkınız yok. ​Bu körü körüne alkış tutma hali, sadece miting meydanlarında değil, hayatın en kılcal damarlarında, mesela o çok övündüğümüz aile yapısında ve eğitim sisteminde bile kendini kusuyor. Çocuklar sabahın köründe o ruhsuz binalara, birer vida üretim bandına gönderir gibi teslim ediliyor. Onlara düşünmeyi, sorgulamayı, Neden? demeyi değil ; sadece itaat etmeyi ve test kağıtlarındaki şıkları doğru işaretlemeyi kutsal bir amaç gibi belletiliyor. Merak duygusu daha ilkokulda öldürülmüş, hayalleri diplomaların soğuk kağıtlarına hapsedilmiş bir nesil yetiştirip, sonra bu nesilden dünyayı değiştirmesi bekleniyor maşallah. Oysa bu sistem, sadece statükoyu koruyan, sorgulamayan ve sırası gelince alkış sırasına girecek robotlar üretmek üzerine kurulu. Evler artık huzur bulunan yuvalar değil, herkesin kendi ekranına
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Büyük felaketler genellikle gürültüyle gelir ama onları hazırlayan süreçler her zaman sessizdir. Bizim trajediye olan merakımız, ancak o yıkım anında, toz bulutu gökyüzünü kapladığında uyanıyor. Oysa o tozun havaya kalkması için yıllar süren bir ihmalin, görmezden gelmenin ve "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek beslenen bir bencilliğin birikmesi gerekir. Biz, çatlayan kolonları boyayıp kapatan, sonra da bina yıkıldığında boyanın kalitesini tartışan garip bir kalabalığız.
1000Kitap
Neden sadece sonuca kilitleniyoruz?
Bizde bir huy var sayın insanlar, dumanı görünce hemen ateşe koşuyoruz ama o yangını başlatan kıvılcımın nereden geldiğini, evin neden bu kadar kolay tutuştuğunu sormak kimsenin aklına gelmiyor. Geçenlerde yaşanan şu okul hadisesi mesela. Sosyal medyayı bir açıyorsun, herkes bilirkişi. Kimi öğretmene yükleniyor, kimi "bu çocukları tabletler, bilgisayar oyunları bozdu" deyip işin içinden çıkıyor. Sanki o çocuk o oyunu açtığı an bir canavara dönüştü ya da o öğretmen o sabah uyandığında birden kötü biri olmaya karar verdi. Mesele sadece birkaç kötü örnekten ibaret değil ki güzel kardeşim. Biz sadece sonuca, yani o an patlak veren olaya kilitlenip kalıyoruz. Ama kötü bildiğimiz bir öğretmeni yetiştiren fakültenin niteliğini, hangi elekten geçip o sınıfa girdiğini sormuyoruz. Ya da kötü bildiğimiz bir çocuğun anne babasının hangi değerlerle, nasıl bir geçim derdiyle veya vizyonsuzlukla o çocuğu büyüttüğünü görmezden geliyoruz. Ahlak dediğimiz şey gökten zembille inmiyor; bir sistemin, bir aile yapısının, bir toplum düzeninin ürünü olarak şekilleniyor. İnsanlar kolayı seçiyor çünkü derine inmek yorucudur. Derine indiğin an, aslında o bozukluğun bir ucunun da sana, hepimize dokunduğunu fark edersin. Sistemi, düzeni, eğitim felsefesini sorgulamaya başlarsan, kendi konfor alanından da feragat etmen gerekir. Bu yüzden sadece oyunlar bozdu, işte bilmem quzzulqurt oldu, demek çok daha konforlu. Oysa asıl sorun o ağacın tek tük çürük meyve vermesi değil, toprağın artık o ağacı besleyemeyecek kadar kurumuş olması. Biz bataklığı konuşmak yerine üzerimize konan sinekleri kovalamaya devam ettiğimiz sürece, bir olay biter diğeri başlar, biz de sadece yerimizde sayıp birbirimizi suçlarız.
1000Kitap
Günaydın
Mantığın evrensel bir silah olduğuna inanmıştım her zaman; şimdiyse mantığın geçerliğinin onun nasıl kullanıldığına bağlı olduğunun bilincine varıyordum.
1000Kitap
Bazen sadece yazmak geliyor içimden, biriyle konuşmak yerine sadece yazmak. İnsan, içindeki o buz gibi sessizliği bir yerlere boşaltma ihtiyacı duyuyor, birinin duyması ya da anlaması için de değil, sadece o yükün altında ezilmemek için. Kimsenin anlamasını beklemezsin, aslında böyle bir çaba içinde olmakta pek mantıklı gelmiyor açıkçası. Sadece içindekileri dışarıya aktarma aracı.... ​Neden bu dünyada olduğumu, benden neyin beklendiğini çok iyi biliyorum, o konuda bir kafa karışıklığım yok. Ama işte, bilmek yetmiyor. O görev bilinci orada bir kaya gibi dursa da, bazen her şey öyle bir anlamsızlaşıyor ki, olduğum yere çakılıp kalıyorum. Bir amaç uğruna buradayım, farkındayım ama o amacın etrafı bazen öyle bir sisle kaplanıyor ki, neden yürüdüğümü unutup sadece adım atmanın yorgunluğunu hissediyorum. ​Hayata karşı hiç sıcakkanlı olamadım. İnsanların o bitmek bilmeyen telaşını, her şeyi çok mühimmiş gibi yaşamalarını izliyorum uzaktan. Herkes bir yerlere yetişiyor, birilerine bir şeyler ispat etmeye çalışıyor; sanki sürekli bir onaylanma, bir ben de varım deme telaşı içindeker. Benim öyle bir derdim hiç olmadı. Kimseye kendimi kanıtlama ihtiyacı duymuyorum, zaten bu anlamsızlığın ortasında kimin kimi gerçekten gördüğü bile şüpheli sayın insanlar. ​ Yine de işte, bazen böyle içimi dökmek istiyorum. Bir kağıda, bir boşluğa ya da şu an olduğu gibi hiç tanımadığım bir sessizliğe... Bu bir çaresizlik değil, sadece insanın kendi gerçekliğiyle baş başa kaldığında duyduğu o ham ihtiyaç. Hayatla aramda oluşan soğukluk baki kalsa da, neden burada olduğumun o ağır ve gri gerçeğiyle yürümeye devam ediyorum. Kimseyle bir yarışım yok, kimseden bir alkış beklentim de. Sadece bu anlamsızlık sisi çöktüğünde bile, kendi içimdeki o sessiz direnci buraya bırakıp geçiyorum.
Edebiyat