Sayın insanlar, mesele sadece bir sandık, bir lider ya da beş yılda bir önümüze konan o mühür değil aslında, mesele bizim birer yetişkin gibi değil, birer köle gibi yaşamayı en büyük konforumuz haline getirmiş olmamız. Sokaklara çıkıp bakınca gördüğümüz şey bir toplumun dinamizmi değil, bir hipnoz seansı. Birileri bir büyü yapmış ve herkes kendi mahallesinin bayrağına öyle bir sarılmış ki, geriye kalan her şeye, en başta da kendi aklına ve vicdanına gözünü kapatmış. Bu öyle bir uyuşukluk ki, bir siyasi partinin peşine takılıp o yapı ne yaparsa yapsın, hangi yanlışa imza atarsa atsın avuçlarımız patlayana kadar alkışlamayı dava adamlığı sanıyoruz. Hükümet dediğin yapı, o koltuklarda oturanlar gökten zembille inmedi, onlar sessizliğin, her hatada vardır bir bildikleri diyerek vicdanların susturulması, denetlemek yerine biat etmenin birer yansıması. Gücü elinde tutan o kibri kendi ellerinizle beslediniz , şimdi o kibir gelip tepenize bindiğinde şaşırmaya hakkınız yok. Bu körü körüne alkış tutma hali, sadece miting meydanlarında değil, hayatın en kılcal damarlarında, mesela o çok övündüğümüz aile yapısında ve eğitim sisteminde bile kendini kusuyor. Çocuklar sabahın köründe o ruhsuz binalara, birer vida üretim bandına gönderir gibi teslim ediliyor. Onlara düşünmeyi, sorgulamayı, Neden? demeyi değil ; sadece itaat etmeyi ve test kağıtlarındaki şıkları doğru işaretlemeyi kutsal bir amaç gibi belletiliyor. Merak duygusu daha ilkokulda öldürülmüş, hayalleri diplomaların soğuk kağıtlarına hapsedilmiş bir nesil yetiştirip, sonra bu nesilden dünyayı değiştirmesi bekleniyor maşallah. Oysa bu sistem, sadece statükoyu koruyan, sorgulamayan ve sırası gelince alkış sırasına girecek robotlar üretmek üzerine kurulu. Evler artık huzur bulunan yuvalar değil, herkesin kendi ekranına