İnsan olmayan karakterlere niyet ve amaç atfetme eğilimi, Fritz Heider ve Marianne Simmel adlı psikologların 1944'te yaptıkları bir kısa filmde vurgulanmıştı. Filmde iki basit şekil bir üçgen, bir de daire bir araya gelir ve birbirleri çevresinde dönerler. Bir süre sonra daha büyük bir üçgen çıkagelir ve küçük üçgene çarparak onu iter. Daire, yavaşça dikdörtgen bir yapıya doğru sinsice sokulur ve dikdörtgenin açık ucunu arkasından kapatır. Bu arada büyük üçgen küçük üçgeni kovalamaktadır. Derken dikdörtgenin kapısına doğru tehditkâr bir edayla yaklaşır, kapısını iterek açar ve bu sefer daireyi kovalamaya başlar. Daire telaşla kendisine kaçacak yollar arasa da başarısız olur. Durumun tümüyle umutsuz göründüğü bir sırada küçük üçgen yine çıkagelir, kapıyı çekerek açar ve daire dışarı fırlayarak onun yanına gider. Birlikte kapıyı kapatır ve büyük üçgeni içeriye hapsederler. Burada kalakalan büyük üçgen kendini duvarlara vurmaya başlar. Dışarıda ise, küçük üçgen ve daire yine birbirleri çevresinde dönmektedir.
Bu kısa filmi seyreden insanlara gördüklerini anlatmaları söylendiğinde, oradan oraya giden basit şekillerden bahsettiklerini düşünüyor olabilirsiniz. Bütün film, ne de olsa koordinat değiştiren bir daire ve iki üçgenden ibaret çünkü.
Ama izleyicilerin anlattığı bu değildi; anlattıkları, bir aşk, kavga, kovalamaca ve zafer öyküsüydü. Heider ve Simmel bu animasyonu, çevremizde toplumsal niyet algılamaya ne kadar hazır olduğumuzu göstermek için kullanmışlardı. Gözümüze çarpan şey hareket eden şekillerden ibaret olduğu halde, bunlarda toplumsal bir hikâye biçimini almış anlam, amaç ve duygular algılarız. Nesnelere hikâye yüklemekten başkası gelmez elimizden. İnsanlar, çok eski zamanlardan beri kuşların uçuşunu, yıldızların hareketlerini, ağaçların sallanmalarını
Derken aklıma bir hapishane anısı geldi. Başka bir dünya içindeki o dünyada yeni bir hücreye alınmış, orada küçük bir fare görmüştüm. Hayvancağız bir havalandırma deliğinden her gece hücreme giriyordu. Hapishanedeki yalnızlığımız içinde sabır ve bir şeye takıntı derecesinde odaklanmak, bizim için madendeki mücevherler kadar kıymetliydi. Haftalar boyunca yemek kırıntılarıyla küçük fareyi kandırdım ve onu elimden yemek yemeye alıştırdım. Gardiyanlar rutin bir yer değiştirme sırasında beni o hücreden taşıyınca, yeni gelen ve iyi tanıdığımı düşündüğüm bir mahkuma eğittiğim fareden sözettim. Ben taşındıktan sonra adam beni fareyi görmeye davet etti. Adam, benim yüzümden insanlara güvenen hayvancağızı kolayca yakalamış ve kırık bir cetvelden yapılma haçın üzerinde çarmıha germişti. Fareyi boynundan pamuk bir iple haça bağlarken hayvanın nasıl debelendiğini anlatırken gülüyordu. Adam, hayvanın kıvranan pençelerine raptiyeler batırarak ona uzun süre işkence etmişti.
Yaptıklarımızdan aklanır mıyız? İşkence gören o küçük fareyi gördükten sonra bu soru uzunca bir süre uykularımı kaçırdı. İyi niyetle hareket ettiğimizde bile, sırf dünyanın işleyişine karıştığımız için sorumlusu olduğumuz felaketlere davetiye çıkarıyoruz. Karla bir keresinde En büyük yanlışlar bir şeyleri değiştirmeye çalışan kişiler tarafından yapılır, demişti.
Kimi insan almadan vermemekte direnir, kimi ise karşılığını alabilmek için verir. Oysa almak ve vermek aynı anda yaşanan olgulardır. Kendimizi hissederek ve hissettirerek verdiğimizde bunu karşı taraf algılar ve o da kendisini hissettirir. Onu hissedebilmek de bize bir şey verir. Bu öylesi bir yaşantıdır ki, o anda insanlar ayrı varlıklar olduklarının bilincinde değildir. Ama benliğini böylesine paylaşmak, bir diğer insana tutsak olmaktan çok farklıdır. Bu, sevginin kendisidir.
Kimi insan ise sürekli olarak diğer insanları "iğneleyerek" kızgınlık boşaltır. Bu, mizah, şaka, sitem, kinaye, vb. dolaylı yollarla olduğu gibi, bazen de doğrudan ve acıtmak istercesine söylenen sözlerle gerçekleştirilir. Böyle durumlarda kişi sık sık, ama küçük oranlarda gerilim boşaltmakta olduğundan, davranışlarının diğer insanlar üzerinde oluşturduğu etkiyi algılayamayabilir. Hatta onlardan gelen karşıt tepkileri bazen şaşkınlıkla karşılar, bazen de kendisine yönelik düşmanca davranışlar olarak değerlendirir ve bu tür davranışlara kendisinin neden olduğunu göremez.