Babam yola çıkmadan önce bir daha karşılaşamayacakmışız gibi bizimle vedalaştı.
Onun bu hali beni ürküttü. Neler olduğunu sordum. Babamın gözleri yaşla doldu. Şöyle dedi:
"Fırat toprakları bereket akıtır, başaklar buğday verir, kayısı ağacında kayısı yetişir; koyunlar bize et, süt sağlar; kral bu ülkeyi yönetir; askerler savaşır; yazmanlar antlaşmalar yazar, krala akıl verir. Herkesin bir görevi vardır. Ama zaman olur Fırat taşar, bereket yerine ölüm akıtır; kuraklık olur başaklar buğday vermez, kayısı ağacında kayısı yetişmez; hastalık olur koyunlar ölür, sütleri içilmez, etleri yenilmez; zaman olur bir kral ülkeyi yönetemez; askerler savaşamaz.
Bunlar olur, fakat ülkesine bağlı bir yazman bunları bahane ederek görevine yüz çeviremez.
Çünkü yazman tanrıların kalemidir. Ona bu görevi kral değil, Gökyüzünün Fırtına Tanrısı Teşup vermiştir. Ucunda ölüm de olsa, ihanet de olsa gerekeni yapmalıdır. Bu onun tanrılara olan borcudur. Borcunu gerektiği gibi ödemelidir."