Doğanın sonsuz gücü karşısında daha saygılı olmamız, bilgisizliğimizi, yetersizliğimizi bilmemiz gerekir. İnanılır kişilerin söylediği nice olmayacak şeyler duyuyoruz; bunlara inanmasak bile kesip atmamalıyız; çünkü olmaz deyip geçmek, olabilecek şeylerin nereye varabileceklerini bildiğimizi ileri sürmek olur haddimizi bilmeden. Olmayacakla alışılmadık arasında, doğanın akış düzenine aykırı olanla insanların ortak inançlarına aykırı olan arasındaki ayrılığı iyi kavrarsak, bir şeye inanmakta da, inanmamakta da haddimizi bilecek olursak, Chilon'un kuralına uymuş oluruz: Hiçbir şeyde aşırı gitme yok.
Hiç ırmak görmemiş biri ilk kez bir ırmak gördüğünde deniz sanmış onu. Bizim en büyük bildiğimiz şeyleri, doğanın o konudaki son sınırları sayarız:
Böylece, bir ırmak büyük olmasın isterse
Daha büyüğünü bilmeyene büyük gelir;
Bir ağaç, bir insan da öyle. Her şeyde,
En büyük gördüğümüzü devleştiririz.
Çağdaş Türk Edebiyatı'nın çok değerli ve önemli isimlerinden biri Ayfer Tunç.
Sözünü sakınmayan, tutkulu, melankolik ve eserlerinde hayalperest umutlara yer vermeyecek kadar gerçekçi bir edebiyatçı. Maalesef adının hâlâ yeterince anılmadığını düşünüyorum. Oysa kaleminin büyüleyiciliği ve sahiciliğiyle, derinlikli karakterler yaratması ve onlara uygun dil ve üslup yaratmadaki hüneri ile edebiyatımızın yüz akı isimlerindendir Tunç. İsmini daha çok anma vazifesi de biz okurların boyun borcu olsun efendim :)
Öykü ve romanlarında daha çok kıyıda köşede kalmış; her gün yanından geçip gittiğimiz ama dikkat etmediğimiz insanın hikâyesini buluruz. Bu durum yazarın bilinçli bir tercihiymiş çünkü okuyucu olarak kendisi de edebiyatta yan veya yardımcı karakterlere düşkünmüş. Tıpkı benim gibi :)
Gelelim Suzan Defter'e...
- Sevgili okurlar, bu yazıda yer yer kitabın içeriğine dair bazı detaylara yer vereceğimden bu konuda hassasiyet gösteriyorsanız şayet, kitabı okuduktan sonra bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. -
Suzan Defter, yazarın kendi eserleri arasında en sevdiği kitap, bu yönüyle okur için de kitap, haliyle daha bir merak uyandırıyor.
Tunç’un eserlerinde anlatıcıları çoğu zaman erkek kahramanlardır. Fakat burada iki anlatıcı var. Ekmel Bey ve Derya. Onların iç dünyalarına doğru derin bir yolculuğa çıkarıyor yazar okurları.
Kendine yabancılaşmış ve yalnızlaşmış iki insanın hayatına tanıklık ediyoruz ya da "tutunamadıkları" hayatına.
Ekmel Bey sıradan bir hayat içinde hiçliğini fark eder, yalnızlaşır. Derya ise istediği aşkı yakalayamamış ve yaşamak istediği aşkı yaşadığını düşündüğü bir kadının hayatına sahip olmak ister, sonunda o da yalnızlaşır.
Tunç'un kitaplarında hakim olan tema yalnızlıktır. Suzan Defter'de de;
yalnızlık, anlaşılamamak, hayal kırıklıkları,