Öyleyse, uyumsuzluk duygusunun bir olay ya da bir izlenimin basit bir incelemesinden doğmadığını, bir durumla belirli bir gerçek arasındaki, bir eylemle onu aşan dünya arasındaki karşılaştırmadan fışkırdığını söyleyebilirim. Uyumsuz her şeyden önce bir kopuştur.
Ama tutkularımızla yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız, yüreğimizi bir yandan coştururken, bir yandan yakacak olan derin yasalarını benimseyecek miyiz, benimsemeyecek miyiz? İşte tüm sorun bu.
Bu dünya gerçekte usa (akıl) uygun değil, onun hakkında tüm söyleyebileceğimiz bu. Ama uyumsuz olan, bu usa aykırı ile insanın en derin yerinde çınlayan bu çılgın açıklık isteğinin karşı karşıya gelmesidir.