Bu herşeyi kapkara, fena, murdar, iğrenç, pis, adî görmesinin sebebi. Hele adî. İnsanların sırf yaşamak için sonsuz arzular, bayağı, muvakkat heveslerle küre üstünde dolaşmalarına, koşmalarına, itişip kakışmalarına kızıyor. Ne istiyorlar? Bütün bu felaketlere rağmen, hala didişmekteki ısrarları neden? Ama yaşamağa mecbur değiller mi? Bunu unutuyor.
Ve hatırladı ki aşkın da böyle hıçkırık günleri vardır: Evvela sevişilir; iki taraf tecessüslerinin (merak) en son şiddetiyle birbirlerini keşfetmeye çalışırlar. Yavaş yavaş bu merak azalır, yerini fena tereddütlere bırakır; bu aşkın şüphe ile boğuştuğu devredir; o zaman kıskançlıklar baş gösterir, sitemler, imalar, kinayeler belirir, nihayet müthiş gün, bir taraf kanıksar, kaçar, kendini aratır, öteki tarafa hıçkırık bırakır.
O, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur, hurafeye/anlamını bilmeden okumaya iter. Şeytan, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez.
(Nisa Suresi 120. ayet)