Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Dilini çok sevdim. En basit cümlelerle en ağır duyguları, tam da onikiden vurarak hissettirebiliyor oluşunu çok beğendim. Hikayenin veriliş sıralaması da merakı hep aktif tuttu. Yazarın diğer kitaplarını da aldım listeme.
Kitabın konusu çok vurucuydu. İçimdeki her bir isyan damarı kabardı. Neresinden tutsam elimde kaldı. Kendi hayatımla alakasız bir öykü okuyor olmama rağmen kah hikayedeki karaktere ağlayarak kah kendime ağlayarak okudum.
“Doğru bir önermenin tersi yanlış bir önermedir. Ama derin bir gerçekliğin tam tersi bir başka derin bir gerçeklik de olabilir. Artık eminim bundan. Kaybolduğum yerde buluyorum yeniden kendimi. Zamanı düz bir çizgi sanırken ben, her anda, her seçimde, her vazgeçişte, her yol ayrımında, her doğruda, her yanlışta, yolundan saparak devam eden, oradan oraya savrulup dururken, olması gereken bu sanarak, kader sanarak olan biteni, her seçimimde, her kabulde, dönüp dolaşıp olmam gereken yere fırlatıp atıyor şimdi beni.“
Dedi Feray son sayfalarda. Tekrar okudum. Sonra tekrar okudum. Feray’ ın yaşadığı dönüşüm.. üzerine düşünemediğim, anlamlandıramadığım, etiketlendiremediğim bir dönüşüm.
Tadı damağımda kalan kitaplardan oldu. İyi ki..