Bir kere taviz verildi mi, asla çiğnenmemesi gereken unsurlar bir kere gözden çıkarıldı mı, kalbin aynası bir yerinden çizildi mi, kefareti hep büyük oluyor.
Aklı temsil eden Melek, Kainatın Efendisini “Sidre-tül münteha”ya kadar taşıyabildi ve orada “Bir adım daha ileriye geçemem , geçersem yanar kül olurum!”dedi. “Ya buradan nasıl ileriye geçilir ?”sualine de “Aşkla” cevabını verdi . Böylece derin ve gerçek müminde akıl ,kendi nezaret sahasının son hudut taşı görünen noktadan bütün kainata bakıcı ve ona göre hakları teslim ve kendi hakkını tahsil edici azami bir paya maliktir; ve bu azami paydır ki aklın bazı hususlarda asgari derecesini kabul ettirir. İşte bütün nükte buradadır.
Sevgili peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem ), “Bazı kimseler , başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak ,onlara yardımcı olmak için yaratılmıştır. ihtiyaç sahipleri bunlara başvurur. Bunlar için ahirette azap korkusu olmaz.” buyurarak o izleri oluşturacak bir yol açar. Bu vazifeye “ iyi niyet tamirciliği” diyebiliriz. İyiliği ve güzelliği yaydıkça adeta dönüş yoluna, yitiğine doğru izler bulursun her bir iyilik sana sonraki kapıyı açar. Adım adım cennete , yurduna çekilenlerden , azaptan azade edilenlerden olursun.
Tasavvufta meşhur bir tabir vardır.Bir insanın davranışlarındaki nezaket, edep bu kişinin normali haline gelmişse; “Siz hangi bağın gülüsünüz ?” diye sorarlar. Yani böylesine hal ehli olmayı size kim öğretti, kimlerle oturup kalktınız da üzerinize sinen zerafet ten kokunuza dönüştü ? Çünkü zarif yaşayan kişi çiçekler gibi farkında olmaksızın çevresindeki kalpleri de etkiler.
Kadir gecesi, hangi gecede bulunduğunun kesin bilinmezliğiyle biraz da öbür gecelerin içinde değil midir ? Öbür geceleri de bir projektör gibi aydınlatmıyor mu? Kadir gecesinin gizli olması gerekir; çünkü: açık ve seçik olarak bir gecenin kutsallaştırılması , Allah’tan başka tanrı tanımama dini olan İslam’a uymazdı; İslam, değil bir insanın, bir gecenin bile putlaştırılmaması için gerekli temeli atmıştır.