Biri Sâdi-î Şirazi, diğeri Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, diğeri de Yunus Emre... Ne tuhaf, hiç görmese de onlar olduğunu biliyordu şem'in etrafında diz kıranların. Hepsi şem'in hemen önünde oturmuş etrafında kanat çırpan pervaneye öylece bakıyorlardı.
Sonra birden "Aşka uçarsan kanatların yanar" dedi Sâdî-i Şirazi. O dakika daha da yaklaştı pervane şeme. Kanatları neredeyse ateşine değiyordu. Kanatları ateşin hararetini hissettikçe geri kaçıyor, katlanamıyordu ateşin acısına ve dayanamayıp yine şeme uçuyordu.
Sonra "Aşka uçmazsan kanatların neye yarar ki" dedi Mevlânâ Celaleddin. Bu kez tutuşmuştu pervanenin kanatları. Yanıyordu, öyle yanıyordu ki yandıkça daha bir aşkla çırpıyordu kanatlarını. Ağlıyor muydu, gülüyor muydu?
En sonra Yunus'un sesini duymuştu Kerem "Aşk'a vardıktan sonra kanatları kim arar" demişti de bütün bedenini şem'in ateşine atmıştı pervane. Yanmış, kül olmuş, şem' ile bir olmuştu.
Sonra şem'in etrafında oturan üç aşk eri de ellerini kaldırmış da bir avazdan dua etmişlerdi;
"Kabul et Allahım! Bir ufacık pervane, senin aşkına kurban etmiştir kendini. Kabul et!"
Kitaba Dair Notlar:
#290300322 Sayfa 235 - Nesil Yayınları, 11.Baskı, Ocak 2020