Bir yankı! Durmadan kulağıma bir şeyler fısıldıyor. Düşüncelerimi, sorularımı, olanları, olacakları, idrak etmeye daha doğrusu kendi içimde sindirmeye çalışıyor ve bunu yaptıkça ezildiğimi hissediyorum.
Sanırım bende belki yazarak kendime gelmeye çalışabilirim.
İstanbul'da gazeteci olan İbrahim'in bir gün arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberini alıp merak etmesiyla Mardin'e gidip hikayesini öğrenmesiyle başlıyor. Şengal Dağı, IŞİD, ezidi dininin bi arada olmasının merakı üzerine İbrahim Hüseyin'i öğrenmeye anlamaya çalışmasıyla hatta Hüseyin'leşmesine kadar gidiyor...
Sanırım bende Hüseyin'leşiyorum...
Zilan’ın yaşadıklarını, Nergis’in dayanamayıp kendini intihar etmesini, Meleknaz’ın kime ait olduğunu bile bilmediği birinden hamile kalıp doğumunu yaptıktan sonra çocuğunun kör doğmasını Hüseyin'in onları koruyup Meleknaz’a âşık olup onunla evlenme kararı üzerine Avrupa'ya göç edip sırf müslüman diye katledilmesini kabullenemiyorum.
İlk defa bir kitabı okurken bu kadar derinden hissettim ve ağladım. O kadar huzursuzum ki tam anlamıyla ne yazmam gerekiyor bilmiyorum. İbrahim'in dediği gibi tam olarak hangi kelimeleri kullanacağımı bilmiyorum sanki ne söylesem eksik kalıyor. İçimde çok derin bir yara var ve sızlıyor. O sızı geçmeyecek sanki...
IŞİD’i, zalimliği, yobazlığı, dindarlığı, kötülüğü reddediyorum ve hepsini kınıyorum!