Cemil Meriç...
1935'de hakikat uğruna gözlerini feda edebileceğini yazan genç Cemil Meriç, hazin bir tecelli olarak, 1955'de, yani tam yirmi yıl sonra, gözlerini kaybeder.
Gözlerini kaybetmesiyle iki yıllık sağlık sorunları onu hem maddi hem manevi kişiliğini olumsuz yönde çok fazla etkiler.
“Körlük bir nevi ölüm. Hayır, ölümden çok daha beter bir işkence, öldükten sonra yaşamak gibi bir şey. Bir hortlak gibi yaşamak, şekillerin silindiği, güzelliklerin kaybolduğu, cisimlerin katılaştığı bir dünyada yaşamak.Dünyanın dışında yaşamak.”( Jurnal 2.2.1963)
Ve biz görenlere, gördüğünü sananlara tokat gibi cevap veren sözleri her okuyuşumda ayrı bir buhran içine çeker beni...
“Görenin yalnızlıktan şikâyete hakkı yoktur: mevsimler, renkler, çiçekler, şehrin bütün kadınları, bütün çocuklar gören içindir, görmeyen bir insan bozuk bir ampul gibi, manasız, bıraktığınız yerde kalan bir paket; içinde eski hatıralar olduğu için arada bir karıştırılmaya layık... Çocukken oynadığımız bir taşbebek gibi, atmaya kıyamadığımız acayip bir külçe"
(Jurnal, 16.7.1955)
Jurnal I incelemesine geçmeden önce şu an öyle bir ruh hali içerisindeyim ki dünyanın bütün kitaplarını okumak istiyorum. Bu gören gözlerimin başka türlü hakkını verebileceğine inanmıyorum. Jurnal öylesine büyük bir eser öylesine büyük ki ne anlatmaya cümlelerim yeter ne kelimelerim onu anlatmak için bir araya gelebilir... Okumak için okumak değil her cümlesini her kelimesini her düşüncesini anlamak...
Jurnal yazmasının tek bir nedeni vardı Cemil Meriç’in... Nedenden de ziyade yaşama bahanesi çünkü kendi öyle söylüyor...
“Neden bu Jurnal'e devam ediyorum? Devam ediyorum, çünkü o benim kendimle diyaloğum, çevrem, dostum, sırdaşım. Tesellim aynı zamanda. Hafızam, yankım. Acılarımı da paylaşıyor. Jurnalim kişisel