Yine bir Osman Balcıgil eseri daha.
Siyaset, tarih, aşk ve insanlığa dair ne varsa değindiği güzel bir kitap daha.
Yakın tarih ile ilgili bilmediğim ne çok şey varmış diye düşünerek okudum ki alıntılarımdan da bellidir.
Biraz zorladı ilk başlarda.
Sonrasında 6-7 Eylül olaylarının içinde yaşarken buldum sanırım kendimi.
Ve beklenmeyen bir son ile kitap bitti.
Okunmalı.
Stefan Zweig klasiği daha..
Tek oturumda bitirebileceğiniz kısa, çerezlik bir kitap. Okurken ki anlam karmaşası yada cümleler içinde kaybolmadan zihninizi dinlendirebiliyorsunuz. En azından benim için öyleydi.
Beyefendimiz hayatında her şeye sahiptir ancak zamanla bu sahip oldukları onu tatmin etmemeye başlar, hissizleşir ve doyumsuzlaşır.
Bir pazar günü olağanüstü diye nitelendirdiği olaylar yaşar ve hayatı değişir. Kendince oynadığı tehlikeli oyunlar içinde kendini bulur.
Stefan Zweig eseri..
Bazen sevdiklerimizi kaybetmemek için vazgeçmek zorunda kaldığımız gururumuz yada taviz vermek zorunda olduğumuz şeyler..
Önemli olan buna değer insanlar için olmalı bu vazgeçişler..
Uzun zamandır bu kadar keyifle bir kitap okumamıştım. Kitabı okumakla kalmadım sanırım birebir yaşadım.
Akıl oyunları , analizler , zihni yormayan betimlemeler, Gestapo döneminde yaşanan tecritler vs vs vs..
Sıradaki Zweig gelsin..
Aynaya her baktığımda sanırım kitap boyunca yaptığım yüzleşmelerim gelecek aklıma..
Bu kitaba Kişisel gelişim demek pek uymaz. İç ses ile yapılmış uzun soluklu sohbetler arasında kendinizden-yaşantınızdan kayda değer noktalar bulacaksınız.
Tespitler son derece yerinde.
Kendi yaşadıkları ile yolunu çiziyor ve sana gösteriyor. Sen istersen bunu dikkate al ya da alma diyor.
Sana insan olduğunu hatırlatacak, kendini sevmenin gerekliliğini görmende yardımcı olacak.
Kendini kabullenmeni sağlayacak.