"Kendi köpeğimi başkasının vurmasına izin vermemeliydim."
Şu aralar okumaya ihtiyacım olan türden bir kitaptı. Yalın bir dili olan, kafa yormadan sayfaları hızlıca çevirmenizi sağlayacak türden bir öykü.
Kitap boyunca bazı işaretleri görebiliyorsunuz. Lennie'nin görmez gelinip, iyi niyetli olduğundan umursanmayan "deliliği", George'un onun üzerinde mutlak kontrole sahip oluşu, onu manipüle edişi ve bunu "merhamet" adı altında yapması, kendilerini sürekli gerçekleşmesi zor hayallerle oyalayıp duruyor olmaları...
Kötü bir sonun geldiğini anlamak için hisleri çok güçlü bir insan olmanıza gerek yok. Steinbeck okurun suratında tokat etkisi bırakacak bir son yazmayı tercih etmiş, ve bunu başarıyor da.
Bazı detaylara takılmadan edemedim. Örneğin, Curley'nin karısının bir ada sahip olmayışı, ve tüm karakterlerin kendi ölümü için bile onu suçlaması. Kitabın başından beri insanların başına bela açan, erkek avcısı bir karakter olarak tanıyoruz bu kadını. Lennie'yle yalnız kaldığında ise onun, gerçekleştiremediği hayallerini anlatmak isteyen, yalnız bir kadın olduğunu görüyoruz. Lennie'nin masumiyetine inanıp, ondan zarar gelmeyeceğine inanıyor ve saçına dokunabileceğini söylüyor. Yumuşak şeyleri okşamayı takıntı haline getirmiş olan Lennie ise, istemeden de olsa, kadıncağızın canını alıveriyor. Bu karakter ölümünden sonra bile insanlarda acıma duygusu uyandırmıyor, onun yerine katili için kötü hissediyoruz!Lennie'nin geçmişini öğrenmek isterdim, en azından bu takıntısının nereden geldiğini. Okşamak istediği, sevdiği her canlının canını alan bu karaktere kitabın sonunda bile hâlâ sempati duyuyor oluşumuz normal mi, bilemiyorum...
George hakkında ise kafam çok karışık. Bir yandan Lennie'yi gerçekten önemsediğini hissedebiliyorum, ancak bu bencilce sebeplerden dolayı da olabilir.