Yazarla instagram uygulamasını sildiğim ve sosyal medya kültürü üzerine düşündüğüm, kendimi dinlediğim daha doğrusu duymaya çalıştığım (çünkü artık içimizde çok fazla ses var) bir zamanda karşılaştım. Bu yüzden benim için çok daha anlamlı oldu.
Öncelikle kitap felsefik olması hasebiyle ağır bir dile sahip. Yalan yok bazı yerleri anlamadım böyle olunca anladığım yerleri iki kat sevdim sanırım birde okurken felsefik terimler öğrenmiş oluyorsunuz fena mı :)
Kitap, makalelerden oluşuyor. Ben sadece bir kaç bölümden bahsetmek istiyorum.
Mesela ‘Olumluluk Toplumu’ bana çokça sosyal medyayı hatırlattı okurken. Medyada her şeyin pürüzsüz ve güzel göründüğünden, olumsuzluk barındırmadığından -daha doğrusu buna izin verilmediğinden- bahsediyor yazar ve ekliyor. “Böylece insanlar eziyet ve acıyla başa çıkma, buna biçim verme becerisini yitirirler. Nietzsche’ye göre insanın ruhunun derinliğini büyüklüğünü ve gücünü tamda olumsuzlukta oyalamaya borçludur.” diyor yazar.
Sosyalde her şey o kadar güzel görünüyor ki her şey güzel olmalı yanılgısına kapılıyoruz. Yada güzellik algımız tek tipleşiyor. Diğer güzellikleri göremiyoruz. Sadece dış görünüşlerimiz değil, yaşamlarımız dahi öyle.. başkalarının hayatlarına o kadar çok şahit oluyoruz ki nelere sahip olmadığımızı biliyoruz. Ama nelere sahip olduğumuzu çoğu kez unutuyoruz.
Bu felsefik metne izininizle biraz tasavvufi bakış açısı kazandırmak istiyorum bir ilahiyatçının refleksi olarak :)
Belli bir fıtratta, ölçüde yaratıldık. Bir bardak misali bizi aşan sular vardı. 1 litrede taşabilir, 5 litrede boğulabilirdik.
Geleceğin bilgisinin bize verilmeyişini düşünelim ? Gelecek bilgisi bize iyi gelmeyecek bir bilgiydi demekki. Hatta belki zararı olacak bir bilgi. Faydası hiç mi olmazdı ? Zararı faydasından daha çoktu belkide..
Görmeyi