Selamlar Değerli Kitap Dostları, ✨
Okuma grubumuzda bu hafta Mustafa Merter ile modern çağın ruhumuzda açtığı derin yaraları ve "insan kalma" savaşını konuşuyoruz. Gördüğümüz tablo bazen karanlık görünse de, biz biliyoruz ki; her yara, ışığın içeri girdiği yerdir. 🕯️🩹
Gelin, bu hafta kitapların ötesine geçelim ve kolektif bir iyileşme hayali kuralım:
Eğer dünya, o "karanlık sonuna" (Hekaton’un kaosuna) gelmişse ve sizin ellerinizde tüm yaraları dindirecek tek bir merhem olsaydı, bu çağın en çok hangi yarasını iyileştirmekle başlardınız? 🌍🧬
👉İnsanların birbirine olan güvenini mi?
👉Doğa ile koptuğumuz o ilkel bağı mı?
👉Yoksa insanın kendi ruhuyla olan o büyük kavgasını mı?
Sizin merheminiz ne olurdu? Yorumlarınızı ve bu karanlığa yakacağınız mumları merakla bekliyoruz. 👇✨
Bir şeyin ilki olmak, yaşanmamış olanı deneyimlemek ve ilklerle tarihe geçmek...
Size cazip geldi mi, yoksa daha çok korkuttu mu?
Eylemcisi olmadığın günahın hakimi olmak kolaydır..
Herkes içinde biraz yargılamıştır mutlaka Hz. Adem ve Havva Validemizi...
Peki olayı hiç onlar açısından düşündük mü?
Hangimiz dünyada önümüze serilmiş sayısız nimet dururken elimizi yasak olana uzatmadık. Bir kereyle yetinmedik, defalarca yaptık hatta..
Nerden bulduk bu cesareti?
Hemen cezalandırılmamak mıydı sebebi?
Daha ilkinde büyük bir ceza alıp hataların da ilkiyle anılmak nasıl olurdu sizce?
Hadi biraz empati kurup düşünelim şimdi...
İnsan kuralları dinlemekten çok, bir örnek ve model görmek ister karşısında. Bu sebeple peygamberler gönderilmiş, insana bahane bırakmak istenmemiştir.
İlk yaratılan, hepimizin atası Hz. Âdem'le birlikte başlamış macera. Hilkat toprağına Cenab-ı Hakk'ın ruhundan üfürmesiyle başlayan halifelik yolculuğu..
Bir yanda cennetin güzelliği, bir yanda şeytanın celdiriciliği. Sonsuz olanı vadetmesi, kaybettirme korkusu..
Ve böylece başladı ilklerin yolculuğu.
İlk aşk, ilk hata, ilk ayrılık, ilk acı, ilk tevbe, ilk affediliş...
Sonrasıysa Dünya..
Dayanıp döşenmiş, insana musahhar kılınmış bu âlemde yine mücadele devam etmekte. Bu kez ebedî cennet için herkes kendi küçük cennetinde, kendi yasağıyla sınanıyor.
Nazan Bekiroğlu'nun sarsıcı anlatımı ve duygu yüklü kelimelerine kulak vermek isteyebilirsiniz.
Konu şahane; ancak bu şiirsel dilin beni tam anlamıyla yakaladığını söyleyemem.
Herkese keyifli ve istifadeli okumalar diliyorum..
Özdemir Asaf ve Lavinia Üzerine...
Kreatif Kültür Sanat Topluluğu olarak bu ay, Türk şiirinin "yalnızlık paylaşılmaz" diyen en zarif kalemine, Özdemir Asaf’a konuk olduk. Üyelerimizin her bir dizeye bıraktığı izler, kitabın sadece bir şiir toplamı değil, bir ruh röntgeni olduğunu kanıtladı.
Zıtlıkların Aynasında Bir Sırdaş
MüGe , Asaf’ı bir şairden öte, "sessiz ve samimi bir sırdaş" olarak görüyor. Kelimelerin zıtlıkları arasındaki gel-gitlerin bizi giderken nasıl kalmaya zorladığını keşfediyor. Bir yağmur damlasında dünyayı temizleme umudu bulan Asaf’ın, sıradan olanı nasıl efsunlu bir hikayeye dönüştürdüğüne parmak basıyor.
MüGe 'nin İncelemesi: #298015638
"Benim Ben... Baştan Başa Sen"
Matematiksel bir aşkın formülünü çıkarıyor Züleyha G. : "2=1". Asaf’ın dizelerindeki o muazzam aynalık etkisini, sevgilinin içinde kendini bulma halini en duru haliyle selamlıyor: "İyi ki sen, iyi ki Lavinia."
Züleyha G. 'nın İncelemesi: #295369283
Kelimelerin Mühendisliği ve İroni
✿Ebru✿ ise kitabın teknik ve duygusal yapısına farklı bir yerden yaklaşıyor. Sesli harflere yapılan müdahaleleri, Asaf’ın o kendine has üslubunu sorguluyor: Bu bir samimiyet arayışı mı, yoksa acıyı hafifletmek için kullanılan bir ironi mi? Bu soru, Asaf’ın şiirinin derinliğindeki o gizli dehanın altını bir kez daha çiziyor.
Kavuşamamanın Şahitliği
。Ruby。 , Asaf’ın sevgisini dizelerin ötesine, bir "sevgi hatıratına" taşıdığını vurguluyor. O’na göre bu dizeler, kavuşamamanın kelimelerle vücut bulmuş hali... Hatta Züleyha G. ’nın yüzdüğü "Lavinia Denizi"nin güzelliğine katılarak, bu imkansız aşkın hepimizi birer "canlı şahit" kıldığını ifade ediyor. Ölüm gibi bir şey olan ama kimsenin ölmediği o boşlukta, Ruby bizi Asaf’ın son sözüyle baş başa