Kitabı okurken, Antoine Roquentin ile birlikte o tanıdık ve güvenli dünya algımızın nasıl yavaş yavaş paramparça olduğuna tanıklık etmek, aslında sarsıcı ama bir o kadar da kıymetli bir deneyim. Bir nesneye baktığımızda, ona yüklediğimiz isimlerin ve işlevlerin silinip gittiğini; geriye sadece varoluşun o saf, ham ve "fazlalık" hissi veren ağırlığının kaldığını fark ettiğimiz o anlarda, hayatın içine yerleştirdiğimiz tüm konforlu anlamların aslında ne kadar yapay olduğunu tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Roquentin’in hissettiği o boğucu "bulantı", aslında insanı kendi varlığının çıplaklığıyla baş başa bırakan dev bir ayna; bu aynada her sözün, her jestin ve her tanıdık yüzün altındaki o derin yabancılaşmayı görüp irkilmemek elde değil. Ancak Sartre, bizi bu anlamsızlık çukurunda öylece tek başımıza bırakmak yerine, o boşluğun tam ortasında filizlenen yepyeni ve sarsıcı bir özgürlük ihtimalini fısıldıyor: Anlamın bize dışarıdan verilmediği, aksine onu tamamen kendi sancılarımızla, kendi seçimlerimizle bizim yarattığımız gerçeği. Bu yönüyle
Bulantı , benim için sadece bir varoluş krizi değil, insanın kendi hikâyesini yazmaya başlamadan önce tüm sahte maskelerini ve düzen yanılsamalarını indirmesi gereken o zorunlu, sancılı ama kaçınılmaz uyanışın en sahici adı.
Kitapla kalın...
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma
Zacharius Usta kendi yaptığı saatler aracılığıyla zamana ve ölüme hükmedebileceğini sanan bir saat ustasının kibrini ve kaçınılmaz çöküşünü konu alan, oldukça etkileyici bir eser. İnsanoğlunun doğaya ve evrenin işleyişine karşı duyduğu o tehlikeli üstünlük arzusunu, ustanın mekanik icatlarının durmasıyla kendi yaşam süresinin de tükenmesi üzerinden çok çarpıcı bir şekilde işleyen bu kısa metin, teknik bir başarı hikayesinden ziyade ahlaki bir uyarı niteliği taşıyor. Atmosferiyle okuyucuyu tekinsiz bir masalın içine çeken kitap, zamanın mutlak egemenliği karşısında insanın ne kadar aciz kalabileceğini hatırlatırken, modern insanın sürekli hız ve kontrol peşinde koşan yapısına dair oldukça sarsıcı bir ayna tutuyor. Kısa olmasına rağmen, okuduktan sonra saatinizin tıkırtısını dinlerken kendinizi "acaba?" derken bulacaksınız.
Kitapla kalın...
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,8bin okunma
1984 sadece totaliter bir rejimi anlatan bir distopya değil; insan zihninin nasıl ele geçirilebileceğini gösteren rahatsız edici bir deney gibi. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey “Büyük Birader” değil, insanın gerçeğe olan güvenini kaybetmesi oldu. Çünkü
George Orwell ‘in en güçlü tarafı baskıyı fiziksel şiddetle değil, dilin ve düşüncenin bozulmasıyla kurması.
Winston karakteri aslında klasik bir kahraman değil. Güçlü değil, cesur değil, hatta çoğu zaman çaresiz. Ama tam da bu yüzden gerçek geliyor. Sisteme başkaldırırken bile korkuyor, şüphe ediyor, kırılıyor. Kitap burada çok dürüst: Her insan devrimci olamaz ve baskı altında çoğu insan sonunda boyun eğer. Orwell bunu romantikleştirmiyor.
Romanın en çarpıcı yönlerinden biri de “hakikatin” iktidarın elinde şekillenmesi. Geçmiş sürekli değiştiriliyor, kelimeler azaltılıyor, insanlar düşünemez hale getiriliyor. Bugün sosyal medya manipülasyonlarını, bilgi kirliliğini ve kitle psikolojisini görünce kitap bilim kurgu gibi değil, ürkütücü biçimde tanıdık geliyor.
Ama kitabın en ağır tarafı umutsuzluğu. Orwell okuyucuya rahatlatıcı bir çıkış bırakmıyor. Mutlu son yok, büyük zafer yok. Çünkü anlatmak istediği şey şu: İnsan sadece bedenen değil, zihnen de teslim alınabilir. Ve bir insan kendi gerçeğinden şüphe etmeye başladığında, artık onu yönetmek çok kolaydır. Bu yüzden 1984 sadece okunacak bir roman değil; insanın özgürlük, gerçeklik ve bireysellik üzerine kendini sorgulamasına neden olan sert bir uyarı niteliğinde. Kitabı değerli yapan şey de tam olarak bu rahatsızlık hissi.
Kitapla kalın…
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,7bin okunma
Mutlu Olma Sanatı Birçok modern kişisel gelişim kitabı geçici motive ederken, bu kitap insan doğasının temel problemini hedef alıyor: “İstek bitmez.”
Dil olarak kısa, yoğun ve aforizma tarzında ilerliyor. Bu yüzden bir oturuşta okunabilir ama sindirilmesi kolay değil. Bazı cümleler altı çizilecek kadar güçlü, bazıları ise bilinçli şekilde moral bozucu. Kitap mutlu olmayı öğretmiyor. Daha gerçekçi yaşamayı öğretiyor. Ve Schopenhauer’a göre zaten gerçekçilik olmadan kurulan mutluluk, uzun sürmeye mahkum bir illüzyon. Gerçekliğin acı yüzüyle karşılaşmak isteyenler için ideal bir kitap. Tavsiye edilir.
Kitapla kalın…
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,7bin okunma
Palyatif Toplum modern dünyanın kendini iyi hissetme takıntısının yarattığı sığlığı ve yüzeyselliği teşhir eden, son derece güncel bir kitap. Acının yok sayıldığı bir dünyada, derinliğin, anlamın ve gerçek bir değişimin imkânını sorgulamamız için bizi düşünmeye zorlar. Kısa ama tesirli bu eser, içinde yaşadığımız "acısız" ama bir o kadar da "anlamsız" dünyayı anlamlandırmak isteyen herkes için bir başucu kitabı olmaya aday. Kitabı okurken kendimi bir an için gerçekten suçüstü yakalanmış gibi hissettim.
Byung-Chul Han 'ın "Acıdan kaçıyorsunuz, bu yüzden sahte yaşıyorsunuz" mealindeki argümanı, özellikle sosyal medyada sürekli mutlu görünme çabamızı düşününce bana çok sert ama bir o kadar da doğru bir tokat gibi geldi. Kitabı bu kadar etkileyici kılan şey, bence sadece tespitlerinin doğruluğu değil, bu tespitleri neredeyse aforizma tadında, edebi bir zevkle sunması. Öte yandan, kitabın sonunda insanda hafif bir karamsarlık ve çaresizlik duygusu bıraktığını da itiraf etmeliyim; yazar sorunu muazzam bir şekilde teşhis ediyor ama "Peki ne yapalım?" sorusunun cevabını kasıtlı olarak boşlukta bırakıyor. Yine de modern zamanların ruhunu anlamak için okuduğum en etkili kitaplardan biri oldu. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Kitapla kalın...
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,318 okunma