Bir gönderide hayatıma hitap eden bir dizi hatırlatma gördüm. Ilham kaynağım oldu. Hatırlatmalar şu son birkaç aydır hayatıma hakim olan karabulutları kaldirir nitelikteydi âdeta... Belki de ruhumun bu hatırlatmalara doludizgin ihtiyacı vardır. İnsan en cok da aitlik duygusunu arayıp duruyor ömrünce. Kendime not; Ruhunun güneş görmeyen pas tutmuş köşelerinin umutvari cümlelere ihtiyacı var. Hiç görmediğin masalarda seni bekleyen bir koltuk var. Hiç bilmediğin sofralarda senin için ayrılmış bir yer var. Henüz tanışmadığın insanlar, seninle paylaşacak hikayelerini saklıyor. Yürümeye cesaret edemediğin yolların sonunda seni bekleyen manzaralar var. Adını bile duymadığın şehirlerde, senin izlerini bekleyen sokaklar var. Gözlerini çevirmediğim bir gökyüzünde yalnızca senin için parlayan bir yıldız var. Ve belki de en önemlisi henüz fark etmediğin bir iç dünyada seni bekleyen bir sen var. Her şey sen adım attığında seni bulacak. Hayat seni bekliyor. Umudunu kaybetme. Küçük adımlar, büyük değişimlere yol açar. Sabret ve devam et. Sen, senin evinsin.
Zaman tuhaftır. Bir saatin içinde bir saniye sonsuz kadar uzun gelebilir insana, ya da göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Bu, bir saatin ne kadar süreceğiyle değil, o süreyi nasıl yaşadığınızla ilgilidir. Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşam, kalbinizde yer bulduğu sürece vardır