Sadece koşulsuz itaat "o anla" koşulsuz, kesin yüz yüze gelebilir; sadece koşulsuz itaat "o andan", bir sonraki anı koşulsuz dert etmeksizin, yararlanabilir.
Eğer ki zambak, tam çiçek açacağı anda karşılaşacağı durumun, daha o anda koparılmak olacağına, yani hayat buluşunun yok oluşu demek olacağına, evet, öyle ki bunun, sanki o sırf yok edilmek için hayat bulmuş gibi bir manzara arz edeceğine, hemen hemen kesin hükmedebileceği kadar elverişsiz de olsa: itaatkâr zambak buna itaatle razı olur, bunun Tanrının takdiri olduğunu bilir, ve çiçek açar – onu tam o anda görmüş olsan: onda, böyle gözler önüne serilişinin aynı zamanda onun yok oluşu da olduğuna işaret edecek en ufak bir emare olmazdı, zira o öyle mütekâmil, öyle bereketle ve letafetle çiçeklenir, ve öyle berekettle ve letafetle yok oluverirken - zira ne de olsa hepsi bir anlıktı -, yok oluşunu koşulsuz bir itaat içinde karşılardı.
Evet, gökyüzündeki bir yıldız ya da yeryüzündeki bir toz zerreciği kendi iradesini kullanmak istemiş olsaydı: ikisi de daha anında, ve aynı kolaylıkla, hiçe dönmüştü. Zira tabiatta her şey bir hiçtir, ki bu şu anlamdadır: Orada Tanrı'nın mutlak iradesinden başka hiçbir şey var olamaz; Tanrı'nın mutlak iradesi dışına çıkan şeyin varlığı daha anında son bulur.
"Bir serçe bile, Tanrı’nın iradesi dışında, yere düşemez" ; ve bu sırf O her şeye kadir olduğu için değildir, her şey koşulsuz itaat olduğu için, takdir buyuran bir tek O olduğu için de böyledir: en ufak itiraz bile olmaz, tek bir kelime, tek bir iç çekiş bile işitilmez; takdir Onun olunca, koşulsuz itaatkar serçe koşulsuz itaat içinde yere düşer. Tabiatta her şey koşulsuz itaattir.