Zenji

Kuş susar ve sabırla bekler. Gönül ağrısı ne kadar fazla da olsa susar. Çölün ve kimsesizliğin mahzun ağıtçısı bile susar. Üç kere içini çeker, akabinde susar, sonra tekrar üç kere içini çeker, ama o aslında sesini çıkarmış olmaz. Zira ne olduğunu söylemez, şikayet etmez, kimseyi suçlamaz, o sadece tekrar susabilmek için içini çeker. Öyle ki sükut onu adeta patlatmak ister gibidir, bu yüzden iç çekmek zorundadır, sessiz kalabilmek için.
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ve "o anı" hiç hissetmemiş olmak, ebedinin ve zamansalın hayatları boyunca birbirinden münhasıran ayrık kalması, muhakkak ki pek ama pek çok insanın hayattaki şanssızlığıdır; peki niçin? Çünkü onlar susmaktan aciz kalmıştır.
Felsefe
O susamaz ve sabırla bekleyemez, anın ona hiç arız olmaması muhtemelen bununla izah edilebilir; o susmaktan acizdir, an ona arız oldugunda, onu hiç hissetmemesi muhtemelen bununla izah edilebilir. Zira o an, zengin bir anlamlılık ve ehemmiyetle dolup taşıyor olsa bile, gelişini önceden haber veremez, geldiğinde, bunu yapamayacak kadar çok çabuk gelir, öyle ki peşinen bir anlık bile vakit olmaz; ayrıca an haddizatında ne kadar anlamlı ve kayda değer dahi olsa, gelirken gürültü patırtıyla veya yaygara kopararak gelmez, hayır o usulca gelir, herhangi bir canlının en hafif adımlarından bile daha hafif adımlarla gelir, zira o apansızlığın hafif adımıyla gelir, gayet usulcacık gelir: bu yüzden insanın gayet sessiz olması icap eder, ki onun "şimdi burada" olduğunu hissedebilsin; ve bir sonraki an geçip gidivermiştir bile, o yüzden insanın gayet sessiz olması icap eder, ki ondan istifade etmeyi başarabilsin. Ama yine de her şey "o ana" bağlıdır.
Felsefe
Sonra o an gelir, ve o an geldiğinde, o bunun o an olduğunu anlar, ve ondan istifade eder. Ah, saflığın derin hikmetli akıl hocaları, acaba insanın, konuşurken de, "o anın" varlığını fark etmesi mümkün olamaz mıydı? Hayır. O an ancak sükutta fark edilir; zira insan konuşurken, bir kelime bile etse, anı elden kaçırıverir; o an sırf sükut içinde vardır. Ve bir insanın, o an geldiğinde, bunu bihakkın anlayabilmesinin ve o andan hakkıyla istifa edebilmesinin o kadar nadir olması bundandır; zira o susmaktan acizdir.
Felsefe
Zambak da böyledir; o da susar ve sabırla bekler. "Bahar ne zaman gelecek?" diye sabırsızca sormaz, zira onun kendi vaktinde geleceğini bilir, ve mevsimleri tayin etmek kendi üzerine vazife olsa bile bunun bir şeye yararı dokunmayacağını da bilir; "yağmur ne zaman gelecek?" veya "güneş ne zaman çıkacak?" veya "şimdi de pek fazla yağdı," veya "şimdi de pek sıcak oldu," da demez; bu sene yaz nasıl olacak, uzun mu yoksa kısa mı sürecek diye de önceden sormaz; hayır o susar ve sabırla bekler - o bu kadar saftır, ama yine de hiç aldanmaz, ki bu sırf cingözlüğün başına gelebilen şeydir, aldatmayan ve aldanmayan saflığın değil.
Felsefe