Aşkın gözünün kör olduğunu söyleyenler yanılıyor, ne var ki, aşk bir insanda kendisi için her şeyden önemli olan o çoğu zaman tanımlanması olanaksız şeyi bulduğunu sanıyorsa, çok iyi gördüğü kusurlara, zayıflıklara ilgisiz kalır.
Yakın dostu olmadığım, şöyle bir tanıdığım bir kadın telefon etti: "Bir gaf yapmayın, Isabelle, bugün öğle yemeğini sizde yiyorum" dedi.
"Nasıl olur da böyle yalan söyler insan, böyle suç ortağı arar?"
"Hoş görmeli; birçok kadının öyle güç bir yaşamı vardır ki."
"Öyle istiyorlar da ondan güç oluyor yaşamları. Çevrelerini bir gizem havasıyla sarmayınca sıkılacaklarını sanıyorlar ... Aslı yok bunun; yaşam öyle küçük, yararsız oyunlardan oluşmaz. Duyarlığımızı başka birinin duyarlığına sürtüştürmemiz gerekmez her zaman.
Annem serzeniş dolu bakışlarla bakar, kaygılı bir devinimle beni gösterirdi. Kötü bir kadın değildi, ama benim mutluluğumu da, kendi mutluluğunu da birtakım düşsel tehlikelerin korkusuna kurban ederdi. Philippe "Annenizin bütün hastalığı bir aşırı önlem hastalığı" demişti. Doğruydu. Tüm insan yaşamını çilesine önceden alışılması gereken, çetin bir savaş sayardı. "Şımarık bir kız, acılı bir kadın olur" derdi, "bir çocuğu zengin olduğunu sanmaya alıştırmamalı; yaşamda nelerle karşılaşacağını Tanrı bilir" derdi. "Bir genç kızı övmek ona kötülük etmektir" derdi. Bu nedenle, güzellikten hiç nasip almadığımı, kendimi beğendirmekte çok güçlük çekeceğimi yineler dururdu bana. Bunun beni ağlattığını görürdü, ama cehennemden korkan bir insan için yeryüzü yaşamı neyse, onun için de çocukluk oydu; büyük çileler pahasına da olsa, ruhumu ve bedenimi geçici bir kurtuluşa doğru götürmek gerekiyordu, bu geçici kurtuluşun eşiğinde evlilik Son Yargı'ydı.