Görülüyor ki, edebiyatta ve sanatta olduğu gibi, yerbilimlerinde de Yunanlıların katkısı büyüktür. Bu katkı, komşularının ve çağdaşlannmkini aşar. Hangi nedenle?
...
Sicilya’dan Anadolu’ya ve hatta ötesine kadar yayıldıkları halde, Yunanlılar kalabalıktılar, Fenikelilerden çok daha kalabalıktılar ve Fenikeliler kadar ticaret ellerinde değildi. Yunan toplumunun Mısır toplumu kadar yoğunluğu yoktur. Kentleri bağımsızdır; entellektüel zaferleri, aşırı merkezleşme yerine yayılmış olmaları ve katılık yerine esnek olmalarıdır. Pek az halk, diktatörlüklere karşı onlar kadar başkaldıncı olmuştur. Hiçbir zaman büyük askerî fetihlere kalkışmamışlardır. İskender imparatorluğu geçici bir serüven olmuştur (bu imparatorluk on beş yıl sürmemiştir); aynca ya bancı kökenli, Makedonya kökenlidir; süratli bir adamın, zengin altın madenlerinin ve kendine özgü çarpışması olan bir ordunun bir araya gelmesi sonucu olmuştur. Bu imparatorluk, tüm Doğu’da, Yunanistan insanlarının, dilinin ve düşüncesinin daha önceden baröşçı, tedricî ve çok derin sızmalarının üzerine eklenen, alışılmamış ve ilâve bir yer olmuştur. İskender’den sonra, daha eski ırklar oldukları yerde, kaldılar, yavaş yavaş sızan kollar varlıklarını sürdürdüler ve bunların meyveleri İskenderiye’de, Ana dolu’da, Bergama’da, tüm Doğu’da olgunlaştılar.
Kısacası, tarih öncesinin uzun emeklemelerinden, Neolitiğin ve maden devirlerinin teknik başarılarından sonra, Yunanistan bilimde bize ciddî sonuçların ilk büyük hasadını veriyor; ilk yöntemleri kuruyor; gözlerimizin önünde ışıklı perspektifler açıyor.