Kapitalist uygarlığın hüküm sürdüğü ulusların işçi sınıflarını tuhaf bir çılgınlık sarmış durumda. Bu çılgınlık, iki yüzyıldır mahzun insanlığa eziyet eden bireysel ve toplumsal sefaletleri peşine takmış sürüklüyor. Bu çılgınlığın adı çalışma aşkı; bireyin ve evlatlarının yaşamsal güçlerini son noktasına kadar tüketen azgın çalışma tutkusu. Rahipler, iktisatçılar, ahlak kuramcıları bu zihinsel sapıtmaya karşı çıkacaklarına, çalışmayı iyice kutsallaştırdılar. Kör ve dar kafalı insanlar oldukları için Tanrılarından daha bilge olmak istediler; zayıf ve hakir insanlar oldukları için, Tanrılarının lanetlediğine itibarını iade etmek istediler.
Neticede Başkan'ın konuşması, ne kurallı ve düzgün dil kullanımına karşı geliştirdiği duyarlılığıyla Emily D.'yi, ne de sözcüklere karşı sağır olmalarına rağmen ses tonuna karşı duyarlılığı gelişmiş afazi hastalarını etkileyebilmişti.
İşte Başkan'ın konuşmasını ikilemi buydu. Biz normaller, hiç kuşkusuz kandırılma isteğimizin de katkısıyla, gerçekten adam akıllı kandırılmıştık. Yanıltıcı sözcükler aldatıcı ses tonuyla birlikte öylesine kurnazca kullanılmıştı ki, sadece beyin hasarı olan bu hastalar kanmamayı başarabilmişti.