Ben babamın sevdiği ne varsa nefret etmeyi öğrendim. Nefret etmeye ilk kendimden başladım. Babam beni çok sever. Sonra kardeşlerimden nefret ettim; babam onları da çok sever. Çaydan da nefret ettim, mantardan, insanlardan, hayattan nefret ettim. Babamın nefret ettiği şeyleri de sevmeye başladım. Annemi çok sevdim, abimi de sevdim. Yalnızlığı sevdim, Tanrı’yı sevdim. Her şeyi sevdim. Benim babam kendisini de severdi; ondan da nefret ettim. Babamı her şeyden çok sevmeme rağmen. Nυr
belli ki hiçbir zaman olmayacaktı; ne kadar çabalasa da, bir şeyler eksik kalmaya mahkûmdu. neden çabalıyordu; biten bu hikâyeye? bir şekilde yalnız kalacaktı; her yolun bitiminde onu bekliyordu. neden hep aynı boşluğa çarptığını, neden her defasında aynı issızlıkta uyandığını bir türlü anlamıyordu. zaten hep böyle mi olurdu? bilmiyordu. zihnindeki sorular birer kurşun gibi ağırlaşırken, cevapların imkânsızlığı karşısında soldu. kelimeler boğazında düğümlendi; anlatmaya değer gördügü ne varsa anlamsızlaştı. bütün gürültüsünü içine hapsetti ve sustu. bu suskunluk, daha ziyade kimsesiz kalmış bir itirazın sessiz çığlığıydı. sızısı kaldı geriye.
Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar, aydınlık fikirler gibi
tavanda salkım salkım
bu gece dağ başları kadar
yalnızım.
Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından,
dudaklarımda
eski bir mektep türküsü
karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim,
gözlerim, gözlerini arıyor durmadan;
nerdesin? Attila İlhan