Evimizin terasında doğal bir kovanımız vardı geçen sene, bu yıl kraliçe arı kovanını yine terasın başka bir köşesinde kurmaya karar verince, eski kovan arılar tarafından terkedildi, biz de Akif'le aldık merceklerimizi kovanın bütün gözeneklerini tek tek inceledik, sonra terastaki çadırımıza uzanıp belgeseller izledik, arıların doğası bizi öylesine büyüledi ki, Akif'in gördüğü herkese anlatacağı ve "inanabiliyor musun?" la başlayan sayısız hayret biriktirdik. :)
Bizi en çok etkileyen durumlardan birisi; bir arının o toplu iğne kadar olan karnını bal ile doldurabilmesi için 1000 veya 1500 farklı çiçeğe konması gerektiğiydi...Aklınız alıyor mu!..
Kovanın inşası ise ayrı bir mucize;
Balmumunu, çeneleri ile yoğuran arılar, bu hamurdan, birbirine bitişik altıgen gözlerden oluşan; sırt sırta vermiş iki yüzeyli, gözenekler yapıyor ve görülmemiş sağlamlıkta muazzam bir yapı ortaya çıkıyor. Gözeneklerin duvarlarının kalınlığı, bir milimetrenin onda birinden az olsa da petek, kendi ağırlığının yüzlerce katı ağırlıkta; larva, pupa, çiçektozu ve bal yükünü taşıyabilir.
Kovanı kirli havadan temizlerken de kanat çırpmaya devam ediyor arılar...Kanat çırparken kirli hava dışarıya, durduklarında ise temiz hava içeriye giriyor, nefes alıp vermek gibi... :)
Bizi güldüren bir özellikleri de arılar birbirini uyandırmak için, 16 Hertz frekansla titreşerek, özel bir yöntem kullanıyor, o günden beri feci bir titreme ile uyandırma görevini yerine getiren Akif arısı, bazen bazı şeyleri bilmese daha mı iyi diye düşünmeden edemiyorum :)
Arıları bu kadar benzersiz yapan özelliklerinden birisi de olağanüstü hafızaları, bir çiçeğe konduklarında onu asla unutmuyorlar, poleni biten bir çiçeğe ise asla geri dönmüyorlar. Günde binlerce münferit çiçeğe konduğu düşünüldüğünde, bunun bir deha olduğu ve