WALTER

WALTER

, bir kitap okudu
7/10
·140 syf.··
2025 21. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.9/10 · 159,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·208 syf.··
2025 20. kitabı
Ana karakterimiz klasik bir Rus klasiği olan Oblomovluk yapmaktadır. Hayatı fiziksel olarak yaşamak yerine kendi zihninde kurduğu hayaller içinde yaşamaktadır. Bir nevi çocuktur diyebiliriz. Sonuçta çocuklar da gerçekliğin içinde yaşamak yerine çoğu zaman hayal dünyalarını tercih ederler. Fakat bir çocuk ile ana karakterimiz arasında önemli bir fark vardır. Çocuk hayal dünyasında yaşamakta mutludur. Ana karakterimiz ise tam tersi ömrünü hayalleriyle heba ettiğini düşünüp olabildiğince mutsuzdur. Bu fark çocuğun gerçekten gerçekliğin farkında olmamasındadır. Karakterimiz ise gerçekliği iliklerine kadar hissetmektedir. Bu ikilem karakteri sürekli arada kalmışlığa ve en sonunda pasif bir bekleyişe sürüklemektedir. Daha kötüsü ise ilacı etrafında aramasındadır. Bu belki de kendine yapacağı en büyük kötülüktür. Çözümü dışarıda arayıp beklentiye girmek hikayenin ana teması olan hayal kırıklığıdır. Yan karakterimiz ise bambaşka bir durumdadır. Sevgisini fiziksel ve psikolojik boşlukları üzerine kurmuştur. Bu da onun hastalıklı bir sevgi oluşturmasına neden olmuştur. İlk akla gelen soru ise neden bu hastalığı ana karakterimizde bulamaz olur. Aslında sorunun cevabı basittir. Sorun duyduğunu sandığı sevgidedir. Oysa bu sevgi sağlıklı bir ortamda oluşmamıştır ve sağlıklı bir ilişkinin temeli olmayacaktır. Belki hepimiz ana karakterimize kitabın sonunda üzülmüşüzdür. Aslında tam tersi sevinmeliyiz. Hastalıklı bir sevginin esiri olmaktansa sağlıklı bir yalnızlığa mahkum olmuştur. Onun ilacı dışarıda değil kendisindedir. Umalım ki bir gün bunu bulur.
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,2bin okunma
Affetmek
Yaşam dediğimiz serüvende birçok farklı durumla karşılaşırız. Bunlardan bazıları bizde iyi hisler uyandırırken bazıları için keşke hiç olmasaymış deriz. Bu türlü durumlar içinde belki de bizi en çok ikileme düşüren kavramlardan biri affetmektir. Hep aklımızda affetmeli miyim yoksa affedilmeye değmez mi diye geçirdiğiniz olmuştur. Affetme kavramını biraz açmak istiyorum aslında. Gerçekten nedir bu affetmek? Neleri affetmeli veya neden affetmeli? Sözlük anlamına baktığımız zaman bağışlamaktır affetmek. Biraz gariptir aslında bu çünkü biz kimiz de birini bağışlıyoruz tarzı bir düşünce gelebilir zihnimize. Aslında bu bağışlama davranışını başkası için yapmayız. Tam tersine tamamen kendimiz için yaparız ve yapmalıyız. Öncelikle şunu iyi anlamak lazım hepimiz belki aynı evrende bulunuyoruz ve aynı fiziksel yasalarla çevriliyiz fakat bu evreni işlediğimiz zihinlerimiz bambaşka. Aslında var olan yaşamı kendi zihnimizde hepimiz tekrardan kuruyor ve onlarda yaşıyoruz. Yani kafamızın içindeki evrende yaşıyoruz ve o evrende bağışlama işi bize düşüyor. Affetmek aslında sanıldığı gibi kişinin kendinden taviz vermesini gerektirmez. Affetmemek kişinin kendisinden verdiği ödündür gerçekte. Affetmediğimiz zaman kendi evrenimizde kişileri, olayları tekrar tekrar yaratırız. Oysa affetmek özgürleşmektir. Kendimize tanıdığımız özgürlüktür. Asıl affetmediğiniz şeyleri önemseriz ve tekrar tekrar yaşarız. Bırakın gitsin. Affedin ve evreninizde var etmeyin. Belki affedilmeye değmez bazı şeyler diyebilirsiniz. Bir şeylerin affedilmeye değer olmasına gerek yoktur ki. Verebileceğiniz en büyük ceza yok etmektir. Kendi evreninizin tanrısı olarak yok edin. Size kalanlarla yolunuza devam edin. Zaten bir gün her şey affedilecek emin olun. Sizin evreniniz diye bir şey kalmayınca ister istemez her şeyi
Güç
Aslında çok da yazasım yoktu çünkü bir süredir okuma yapamıyorum bu yüzden de zihnimi istediğim gibi besleyemiyorum. Yine de deneyimsel edindiğim bilgiler de belki yazmaya değerdir. Uzun zamandır hayatı bir oyun olarak görüyorum. Bu oyunun da diğer tüm oyunlar gibi kuralları var ve benim hayatta şu ana kadar gördüğüm en belirgin kural "Güç". Cinsel seçilim, yaşam amacı ve diğer zevklerin hepsinin temelinde Nietzsche'nin deyimiyle güç istenci yatıyor. Genel çerçevede kadın ve erkek için biraz farklılıklar içeriyor olabilir. Kadınlar daha çok güce sahip olan şeyi elinde tutmaya çalışırken erkekler direkt olarak gücün sahibi olmak istiyorlar. Yine de genel aynı şeyi istiyorlar. Peki her şey güce dayalıysa neden herkes buna ulaşmak için elinden geleni yapmıyor? Aslında yapıyor. Çoğu insan güce sahip olduğu andaki hayalleriyle yaşıyor fakat o ana ulaşacak irade ve genetik yatkınlığa sahip olmadığı için sadece hayallerde kalıyor. Bir kısım ise o kadar hayal kırıklığına uğruyor ki hayal kurmayı bile bırakıp istencini bastırıp diğer kişilerin güce ulaşamamasını izlemekle tatmin oluyor ve yaşıyor yanılgısına kapılıyor. Çok az bir kısım ise buna ulaşmak için elinden geleni yapıyor ve bunlardan şanslı olan yine az bir kısım buna ulaşıyor. Oyun bu ve kuralları buysa oyunu kurallarına göre mi oynamalıyız? Ya kurallarına göre oynayıp gördüğümüz gelişimden zevk alıp belli bir süre oyunda kalacağız ya oyunu şu an sonsuza kadar kapatacağız ya da oyunun kurallarını daha doğrusu yaşamın oyundan farksız olduğunu bilmenin verdiği farkındalıkla bir kahkaha patlatacağız. Seçim her zaman bizim.