Yaşam dediğimiz serüvende birçok farklı durumla karşılaşırız. Bunlardan bazıları bizde iyi hisler uyandırırken bazıları için keşke hiç olmasaymış deriz. Bu türlü durumlar içinde belki de bizi en çok ikileme düşüren kavramlardan biri affetmektir. Hep aklımızda affetmeli miyim yoksa affedilmeye değmez mi diye geçirdiğiniz olmuştur. Affetme kavramını biraz açmak istiyorum aslında. Gerçekten nedir bu affetmek? Neleri affetmeli veya neden affetmeli? Sözlük anlamına baktığımız zaman bağışlamaktır affetmek. Biraz gariptir aslında bu çünkü biz kimiz de birini bağışlıyoruz tarzı bir düşünce gelebilir zihnimize. Aslında bu bağışlama davranışını başkası için yapmayız. Tam tersine tamamen kendimiz için yaparız ve yapmalıyız. Öncelikle şunu iyi anlamak lazım hepimiz belki aynı evrende bulunuyoruz ve aynı fiziksel yasalarla çevriliyiz fakat bu evreni işlediğimiz zihinlerimiz bambaşka. Aslında var olan yaşamı kendi zihnimizde hepimiz tekrardan kuruyor ve onlarda yaşıyoruz. Yani kafamızın içindeki evrende yaşıyoruz ve o evrende bağışlama işi bize düşüyor. Affetmek aslında sanıldığı gibi kişinin kendinden taviz vermesini gerektirmez. Affetmemek kişinin kendisinden verdiği ödündür gerçekte. Affetmediğimiz zaman kendi evrenimizde kişileri, olayları tekrar tekrar yaratırız. Oysa affetmek özgürleşmektir. Kendimize tanıdığımız özgürlüktür. Asıl affetmediğiniz şeyleri önemseriz ve tekrar tekrar yaşarız. Bırakın gitsin. Affedin ve evreninizde var etmeyin. Belki affedilmeye değmez bazı şeyler diyebilirsiniz. Bir şeylerin affedilmeye değer olmasına gerek yoktur ki. Verebileceğiniz en büyük ceza yok etmektir. Kendi evreninizin tanrısı olarak yok edin. Size kalanlarla yolunuza devam edin. Zaten bir gün her şey affedilecek emin olun. Sizin evreniniz diye bir şey kalmayınca ister istemez her şeyi