Sezai Karakoç’un ruhun derinliklerine hitap eden eşsiz üslubuyla kaleme aldığı Samanyolunda Ziyafet, bir Ramazan tavsiyesiyle başlayan yolculuğumu, manevi bir uyanış ve içsel bir hicretle neticelendirdi. Yaklaşık 125 sayfalık bu küçük hacimli eser, Karakoç’un elli yıl evvel farklı mecralarda neşrettiği denemelerin bir araya gelmesiyle oluşsa da, zamanın ötesinde bir tazelik sunuyor. Sayfaları çevirdikçe kendimi sadece geçmişin o saf ve nahif Ramazan ruhunun içinde değil, aynı zamanda modern dünyanın gürültüsünde yitirdiğimiz "insan"ın aynasında buldum. Yazarın kelimeleriyle ördüğü o manevi iklimde, bugünün konfor ve telaşı içinde neyi kaybettiğimizi acı bir tefekkürle idrak ederken, ruhumun tozlu raflarında bir temizliğe giriştim.
Eser, Ramazan ayını sadece bir ibadet zamanı değil, Yüce Yaratıcı’nın kullarına sunduğu eşsiz bir "metafizik bonus" ve ruhun arınma mevsimi olarak tasvir ediyor. Karakoç’un deyimiyle bu ay; içinde barındırdığı Kur’an nuru ve Kadir Gecesi’nin ihtişamıyla, en kirli gönülleri dahi ilk günkü berraklığına kavuşturma kudretine sahip ilahi bir şifadır. Modern zamanların sunduğu sınırsız ama içi boş nimetlerin karşısında, o eski günlerin mahrumiyet içindeki zenginliğini ararken; birim emeğe sonsuz lütuf vaat edilen bu kutlu zaman diliminin kıymetini daha derinden hissettim.
Bu kitaba verdiğim 9/10 puan, sadece edebi yetkinliğine değil, körleşen vicdanlarımıza tuttuğu o parlak ışığadır. Sayılı günlerin hızla akıp gittiği bu hengamede, "Nerede o eski Ramazanlar?" diye iç geçirirken, aslında aradığımızın sadece bir takvim yaprağı değil, o günlerin içinde gizli olan saflık ve teslimiyet olduğunu anlıyoruz. Eğer ruhunuzu bu ziyafet sofrasına oturtmak ve kalbinizi yeniden inşa etmek isterseniz, bu eser tam da ihtiyacınız olan o manevi rehberdir.