Ο gün Cumhuriyet'in 15. yıl kutlamaları yapılacaktı. Atatürk Ankara'ya gidip kutlamaları görmeyi çok istiyordu.
Öncesinde bize şöyle demişti: "Ankara'ya gidelim, ne olacaksa orada olsun. “ Ama bu imkânsızdı, doktorlar yataktan çıkmasına bile izin vermiyorlardı.
Ne yazık ki 29 Ekim günü hepimiz Atatürk'ün odasına toplanmış, onu oyalamanın yollarını arıyor, daha fazla üzülmesin diye şakalaşmaya çalışıyorduk.
Birden dışarıdan bazı sesler duyduk.
Cumhuriyet Bayramı kutlamalarından vapurla dönen Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri, Dolmabahçe Sarayı'nın önünden geçerken, hep bir ağızdan, "Atamızı görmek istiyoruz!" diye bağırıyorlardı.
Önce onları, Atatürk daha fazla üzülmesin diye uzaklaştırmaya çalıştık ama ne fayda. Gittikçe daha da coşkuyla bağırıyorlardı.
Atatürk de sesleri duymuştu. "Derhal beni kaldırın ve pencerenin yanına götürün." dedi. Ne kadar itiraz ettiysek de dinletemedik.
Sonunda pencerenin yanına bir koltuk yerleştirdik.
Öğrenciler Atatürk'ü pencerede görünce inanamadılar. Pek çoğu suya atlayarak Atatürk'ü daha yakından görmek Için pencerenin altına kadar yüzdü.
Ardından da bir anda, sanki işaret verilmişçesine hep birlikte 10. Yıl Marşı'nı söylemeye başladılar.
O sırada
Dolmabahçe Sarayı'nın ön kapısında, günlerdir Atatürklerinden bir haber bekleyen halk da, öğrencilerin söylediği marşı duymuş olmalılar ki onlar da marşa büyük bir coşkuyla katıldılar.
Bizlerse ne yapacağımızı şaşırmış, gözyaşlarımızı tutmaya çalışıyorduk.
Tüm saray çınlıyordu.
Çıktık açık alınla, on yılda her savaştan
On yılda on beş milyon genç
Yarattık her yaşta
Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan...
Atamıza baktım... ağlıyordu.