Uzun zamandır bu kadar beğendiğim bir kitap okumamıştım, son zamanların favorisi. Spoiler içeren anlık düşüncelerim.
Neydi okumayı benim için bu kadar zevkli kılan bilmiyorum. Lord Henry’nin ipe sapa gelmez sapkın fikirleri ve bunları mutlak doğrular olarak dayatmaya çalıştığı halde her seferinde kendi içimde ona haksız olduğunu kanıtlayacak karşıtlıktaki fikirlerim mi? Basil’in (sansürlü hali olsa da anlaşılan) Dorian’a duyduğu aşkın zamanla, Dorian’ın kendisi, kişiliği ve benliği ile beraber çürümesi mi? Dorian’ın ilk günahı, Syble Vane’in intiharından son günahı Basil’i öldürüşü ve aşığını intihara sürüklemesine kadar aralıkta işlediği günahların muğlakta verilmesi, okurun o 18 yılda Dorian’ın ne haltlar yediğini anlayamaması mı?
Hangi birini söylesem hangi birinden bahsetsem bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki Henry hasta bir karakter, tipik bir narsist ve Dorian’ın başına gelenlerin başlıca sorumlusu. Haz üzerine kurduğu hayat felsefesi hayatımda duyduğum en saçma şey. Hedonizm saçmalığını en net kendisinde görebiliyoruz. Halbuki bu hayatta bizim iki zayıf noktamız var: korkular ve hazlar. Emin olun ikincisi daha tehlikeli. Onlar bizim zayıf noktalarımız, kontrolün bizde olduğunu hatırlamamız gereken yerlerimiz.
Henry, savunduğu haz odaklı hayatla kendi üstünlüğünü kanıtladığını sanarken hazlarının kölesi oluyor, hayatı kaçırıyordu.
Dorian’ı yıllarca zehirlemesine tanık oluyoruz ama görüyoruz ki ona hiçbir şey olmuyor çünkü ruhu da taşlaşmış, çürüyen eriyen ve sonunda yok olan Dorian Gray’in kendisi oluyor…