~Spoiler içerebilir...
Puslu Kıtalar Atlası, şu ana kadar olan okuma serüvenimde okuduğum en ilginç ve güçlü kurguya sahip kitap olabilir. Gerçekten daha önce böyle bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Kitap, Osmanlı döneminde geçen bir fantastik kitap. Kurgusu, olayları işleyiş biçimi, dayandığı felsefe ve daha birçok yönden bana sunduğu okuma ile şu zamana kadar okuduğum kitaplardan çok daha farklı bir yer edindi bende.
Konusundan bahsetmeden önce kitap hakkında söylemem gereken bazı noktalar var. İlk olarak "Kitap neden birçok okur tarafından zor olarak görülüyor?" sorusunun cevabını vererek başlamak istiyorum. Kitabı bu şekilde nitelendirilmesinin iki temel sebebi var bence. Bunların ilki olayları okura belli bir zaman çizelgesi olmadan vermesi ve ondan bu olayları okuduktan sonra zihninde belli bir sıraya koymasını beklemesi. Yani okur kitabı okudukça olayları, önce kendi kafasında tasnif ederek bir sıraya koymalı, daha sonra onların derinine inerek aralarındaki ince bağları açığa çıkarmalı. Başka bir değişle, okurundan emek istediğini, onu pasif konumdan aktif konuma taşıdığını söyleyebiliriz.
Bahsi geçen zorluğun ikinci sebebi ise yazım dili olabilir. Çünkü kitap Osmanlı döneminde geçtiğinden o dönemin ruhunu yansıtmak adına yazar, Osmanlıca kelimelere çokça yer veriyor kitapta. Fakat bu konuda kaygı taşımanıza gerek yok bence, çünkü kitap o kadar iyi bir kurgu üzerine oturtulmuş ki siz kendinizi kurguya kaptırdığınızda yazım diline de kolaylıkla alışıyorsunuz.
Yani kitap yazım dilinden ve olayların belli bir sıraya konulmadan verilmesiyle bunları kafasında sıralayarak bir zaman çizelgesi oluşturma ve karakterler, olaylar arası bağlantıları yakalama işini okuruna bırakması sebebiyle, belli bir okuma tecrübesinden geçmeyi gerektiriyor diye