Bazen insanlar size yardım teklif ettiklerinde, o Allah tarafından sizin duanıza bir cevap olarak gelmiş olabilir. Eğer biri size iş teklif ediyorsa ve siz de "Yok yok, ben bu iyiliği kabul edemem" diyorsanız, sorarım size, niçin Allah'ın iyiliğinden yüz çeviriyorsunuz?
Birine yardım ettiğiniz zaman siz onları onurlandırmazsınız; onlar sizi onurlandırır. Dilenen birine sadaka verdiğinizde onlara bağışta bulunursunuz; onlara yardım etmiş olmazsınız, işin aslı onlar size yardım etmiş olur. Hesap gününde sizin için şahit olurlar. Günahlarınız için mağfirete vesiledirler. Siz onlara sadece "dünyada" yardım edersiniz. Ancak onlar size "ahirette" yardım ederler. İnsanın tavrı böyle değişir; "Rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr."
“Ciddi alma cesaretimiz olsa bu düşünce bir devrim başlatabilir, toplumu tersyüz edebilir. Onu gerçekten içselleştirebilsek hayatı değiştiren bir ilaç haline bile gelebilir ve dünyaya bir daha aynı gözlerle bakmayız.
Peki, nedir bu düşünce?
Çoğu insan iyidir.” (s. 27)
Kitap tam da böyle başlıyor. Savaşlar, sosyal psikoloji deneyleri, tarihçiler, antropologlar, biyologlar ve daha birçok bilim dalının ortaya koyduğu bilimsel araştırmaların insanların kötü bir doğası olduğunu ortaya koyduğunu ve herkesin bunu böyle kabullendiğini oysaki gerçeğin daha farklı olduğunu, düşündüğümüz kadar vahim olmadığını, çoğu insanın “ aslında iyi” olduğunu anlatıyor.
Elbette hep iyi olduğunu düşünmek fazla iyimser bir yaklaşım olur. Bu gerçeği yazar da kabulleniyor. İnsanın zalim tarafının da olduğunu bunca bombalar, gaz odaları, savaşları da yapanın yine insan olduğunu söylüyor. Bu noktada daha fazla detay vermeyeceğim çünkü kitapta birçok tarihteki önemli olaylar kıyaslanarak gerçeği araştırıyor yazar. Gerçekten insanın zalim tarafı hep var mı? Herkese karşı mı? Yoksa içinde bulunduğu topluma, gruba iyi dışarıya mı kötü? Eğer gerçek bu ise neden?
Bu konuyu evrim teorisinden başlayarak geniş çaplı ele alıyor.
Avcı toplayıcı yaşamda insanların şimdiki kadar savaş yanlısı olmadığı ve bunun da bir başlangıcı olduğunu söylüyor.
“Jean-Jacques Rousseau haklı mıydı? İnsanların doğuştan iyi oldukları ama medeniyetin oluşması ve yerleşik düzene geçilmesiyle her şeyin ters gitmeye başladığı doğru muydu?” (s.117)
Bu noktada genel inanış tersini söylese de barış içinde yaşadıklarını düşündüğü daha “medeniyetin” ulaşmamış olduğu kabileleri inceliyor.
Okudukça kafamda oluşan soruları yazarın da ilerledikçe sorduğunu ve cevap aramaya çalıştığını gördüm. Mesela:
“Sonra birden bu sistem çalışmamaya