Büyülü Dağ’ın II. kısmında olay örgüsü bilinçli olarak geri plandadır. Fiziksel anlamda büyük kırılmalar azdır; mekân hâlâ kapalı, zaman hâlâ ağır ve uzundur. Ancak bu durağanlık bir boşluk değil. Hareket, bedende değil zihindedir.
Berghof artık yalnızca bir sanatoryum değil, düşüncelerin yankılandığı kapalı bir laboratuvardır. Fiziksel eylem azalırken fikirler yoğunlaşır. Romanın dramatik gerilimi dış olaylardan değil, dünya görüşlerinin çarpışmasından doğar.
Bu bölümde karşımıza çıkan iki figür, karakter olmaktan çok düşünce blokları gibidir:
•Lodovico Settembrini
Akıl, ilerleme, hümanizm ve Aydınlanma geleneğini temsil eder.
•Leo Naphta
İnanç, mutlaklık ve mistik otoriteyi savunur.
İkisi de aşırıdır. İkisi de insanı bir ideolojinin içine yerleştirir. Tartışmaları yalnızca felsefi değil, tarihsel bir arka plana da sahiptir. Bu çatışma, modern Avrupa’nın zihinsel bölünmesini yansıtır. Bu ideolojik tartışmalar, düşüncenin sınırlarını genişletirken aynı zamanda onun tehlikelerini de açığa çıkarır.
Hans Castorp bu iki uç arasında kalır. Taraf seçmekten çok dinler, emer ve hazmeder. Onu tehlikeli kılan da budur: uyum sağlama yeteneği.
Bu süreçte onu şekillendiren başka kırılma noktaları da vardır:
• Clavdia Chauchat ile yaşadığı duygusal sarsıntı, onu bedensel ve duygusal farkındalığa taşır.
• Kuzeni Joachim Ziemssen’in trajik kaderi, görev ve disiplin ideallerinin kırılganlığını gösterir.
Hans uzun süre bekler. Uyum sağlar. Direnmez. Ama bu edilgenlik boş değildir; içinde bir birikim vardır.
İkinci kitapta asıl dönüşüm, zamanın askıda kalamayacağının anlaşılmasıdır. Kapalı evren sonsuza kadar sürdürülemez. Düşünce, bir noktada gerçeklikle yüzleşmek zorundadır.
Hans’ın olgunlaşması bir kahramanlık anlatısı değildir. O bir ideolojinin mutlak savunucusu hâline