Etik evre ise sorumluluğun, taahhüdün, bağlılığın, adanmışlığın, kuralların ve ödevlerin alanıdır. Seçim yapmanın ve onun getireceklerini üstlenmeyle şekillenen bir öznellik resmidir. Estetik evreyle arasındaki fark, estetik evredeki kişi, hayatın somut akışına dahil olmaktan kaçınır. Bu, onun sonsuzlukla da sığ bir ilişki kurmasına yol açar. Anlık hazları kovalasa da sonsuzluk, hayallerini süsleyen yegane şeydir.
Lakin etik evredeki kişi, sorumluluklarına, seçimlerine ve verdiği sözlere sahip çıkarak, bunları anbean yenileyerek sonsuzlukla ilişki kurar. Hayatın akışında bulur sonsuzluğu. Örneğin, evlilik ilk gün verilen sözün her gün yeniden tekrarlanmasıyla sonsuza taşınabilir. Hayatın belirsizliğine, karmaşasına, söz verilen o başka kişinin bilinmezliğine rağmen yemini yenilemektir önemli olan. Daimi bir çaba ve mücadeledir sonsuzlukla ilişki. Hayat her yeni bir felaket, yeni bir sürpriz, yeni bir sınav çıkarabilir karşımıza; tüm bunlara tutarlı, azimli, kararlı ve güçlü bir biçimde "evet" diyebilme edimi, etik evrenin karakteristik devinimini tasvir eder. Etik evredeki varoluş, anlamını bu aktif sadakatte bulur.
Etik evredeki bireyin de zaafları vardır ve er geç o da kendini umutsuzluğa savrulurken bulur. Yemini, sözü, taahhüdü mütemadiyen taze tutmak, her gün yeniden şevkle " evet" demek müthiş bir tekrar hareketidir. Zira, tekil bireye " kendi" olduğunu hissettiren ve süreklilik içinde ona kendi olmanın güvenli alanını sağlayan da bu tekrardır. Ama bu tekrar aslında çok kırılgandır; çünkü kişinin kontrolünde olmayan dış faktörler bu tekrarı sekteye uğratmaya muktedirdir. Bu sebeple estetikte olduğu gibi etik evrede de yetersizlikler esastır.
Kestiremediğimiz, öngöremediğimiz, asla bilemeyeceğimiz bir belirsizliği nasıl sahiplenebiliriz? Sürekli hareket halinde