Ali

Ali
@_alirkll_
Mülâhâzâ .. | pexels.com/@alirkall
İnsanlar, sahip oldukları özgürlükleri hiç kullanmıyorlar da sahip olmadıklarını talep ediyorlar; düşünce özgürlükleri var, onlar ifade özgürlüğünde diretiyor.
Sayfa 62 - Alfa Yayınları
Felsefe ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
O halde akıl tek başına mı vaftiz edildi, Tutkular ruhun paganları mıdır? Young*
Alfa Yayınları
Felsefe ve Düşünce
Haklı olma hissi, oluş halinde olmanın önünü tıkar. Haklı olma hissi, sorumluluğun, ödevin, yükümlülüğün yerine getirilmesiyle elde edilir. Oysa Tanrı'nın huzurunda " insan" olma yükümlülüğü sonsuzdur. Kişinin tüm varoluşuna içsel dinamizmini veren bir hakikat tam da her şeyiyle tekil biricik varoluşunu üstlenebilmektir. Bu açıdan bakıldığında haklı olduğunu kanıtlamaya girişmek etiğin bizi içten içe dürten bir ayartısı olarak yorumlanabilir. Etik nihai bakış açısı değildir; hayatın getireceği bazı istisnai durumlar bizi etik bakış açısını askıya almaya itebilir. Kendini savunma arzusu, şüphenin de varlığına işaret eder. Oysa kendini Tanrı'nın huzurunda bulan tekil birey Tanrı'yla arasındaki mutlak farkı iliklerine kadar hisseder. Bu mutlak fark şüphenin canlı kalamayacağı, teslim olup çözüleceği bir zeminsizliktir. Tam da bu haliyle, kişiyi eyleme sevk eder: Kendi hakikatini araştırma eylemine.
Sayfa 36 - Alfa Yayınları
Felsefe ve Düşünce
II. Etik Evre
Etik evre ise sorumluluğun, taahhüdün, bağlılığın, adanmışlığın, kuralların ve ödevlerin alanıdır. Seçim yapmanın ve onun getireceklerini üstlenmeyle şekillenen bir öznellik resmidir. Estetik evreyle arasındaki fark, estetik evredeki kişi, hayatın somut akışına dahil olmaktan kaçınır. Bu, onun sonsuzlukla da sığ bir ilişki kurmasına yol açar. Anlık hazları kovalasa da sonsuzluk, hayallerini süsleyen yegane şeydir. Lakin etik evredeki kişi, sorumluluklarına, seçimlerine ve verdiği sözlere sahip çıkarak, bunları anbean yenileyerek sonsuzlukla ilişki kurar. Hayatın akışında bulur sonsuzluğu. Örneğin, evlilik ilk gün verilen sözün her gün yeniden tekrarlanmasıyla sonsuza taşınabilir. Hayatın belirsizliğine, karmaşasına, söz verilen o başka kişinin bilinmezliğine rağmen yemini yenilemektir önemli olan. Daimi bir çaba ve mücadeledir sonsuzlukla ilişki. Hayat her yeni bir felaket, yeni bir sürpriz, yeni bir sınav çıkarabilir karşımıza; tüm bunlara tutarlı, azimli, kararlı ve güçlü bir biçimde "evet" diyebilme edimi, etik evrenin karakteristik devinimini tasvir eder. Etik evredeki varoluş, anlamını bu aktif sadakatte bulur. Etik evredeki bireyin de zaafları vardır ve er geç o da kendini umutsuzluğa savrulurken bulur. Yemini, sözü, taahhüdü mütemadiyen taze tutmak, her gün yeniden şevkle " evet" demek müthiş bir tekrar hareketidir. Zira, tekil bireye " kendi" olduğunu hissettiren ve süreklilik içinde ona kendi olmanın güvenli alanını sağlayan da bu tekrardır. Ama bu tekrar aslında çok kırılgandır; çünkü kişinin kontrolünde olmayan dış faktörler bu tekrarı sekteye uğratmaya muktedirdir. Bu sebeple estetikte olduğu gibi etik evrede de yetersizlikler esastır. Kestiremediğimiz, öngöremediğimiz, asla bilemeyeceğimiz bir belirsizliği nasıl sahiplenebiliriz? Sürekli hareket halinde
Sayfa 34 - Alfa Yayınları
Felsefe ve Düşünce
I. Estetik Evre
Varoluşun estetik evresi kişisel tatmini merkeze koyar. Estetik evredeki kişi anlık hazlara odaklıdır; güzel olana ve ince zevklere karşı büyük bir hayranlığı ve hassasiyeti vardır. Aynı zamanda, çok gelişmiş bir hayal gücünü ve çok zengin bir hayal dünyasını da ifade eder. Bu evredeki kişi, hayal gücünü besleyecek şeylerin peşindedir. Yeni ve ilginç olandır bu kişiyi heyecanlandıran ve canlandıran. Anlık aydınlanmalar, yaratıcılığın her şeyi kesintiye uğratan parlama anları, özgürlüğün anlık esrik ifşaları değerlidir. Bunları ketleyecek, söndürecek ve baskılayacak her tür bağlılık kötülenir. Hayal gücünün esinlenmelerini sınırlayan her tür kural reddedilir. Ne var ki, estetik evredeki kişi büyük bir riskle yaşar; çünkü hayat mütemadiyen yeni ve ilginç değildir. Anlık hazların büyüsü uçucudur; tatmin edilince söner gider. Bu da, hayatını bunların etrafında örgütlemeye çalışarak aslında imkansız bir işe soyunan kişiyi dayanılmaz bir anlamsızlık kriziyle karşı karşıya bırakır. Harekete geçmeden, seçim yapmadan, tercihte bulunmadan sadece ihtimallerin hayalini kurmak, zihnin dünyasındaki ideallerin güzelliğiyle büyülenmek, onu fiili kılmamak bir nevi devinime karşı durağanlığı seçmiş olmayı gerektirir. Yani böyle bir kişi hayata katılmak yerine hayattan kaçmış olur.
Sayfa 32 - Alfa Yayınları
Felsefe ve Düşünce