(Bir ateistle yapılan görüşmeden): O, alemde aklın varlığını, özellikle de tabiattan önce aklın mevcut oluşunu tahayyül etmenin imkansız olduğunu söyledi. Şöyle sordum: Sonsuz, ezeli ve kör bir alem hiç daha az büyüleyici, mucizeden daha aşağı bir şey midir?
Şurası açıktır ki hem akıl hem de tabiat vardır. Kendi varlığımızı ispatlayan şey budur. Müminlerle ateistler arasındaki tüm fark, kimin başlangıca neyi koyduğu noktasındadır. Müminler "başlangıçta kelam -yani akıl- vardı" derler. Diğer tüm farklılıkları da bu farklılık doğurur.
İnsanın aklı mucizelere inanmaya isyan eder; öte yandan her gün tüm mucizelerin en büyüğüne bakmaya mahkumdur: Yıldızlarla beneklenmiş sonsuz gökyüzü. Bir son vardır, ama hiçbir son yoktur. İnsan zihni için bu mucize tamamen idrak edilemez bir şeydir ve öyle kalacaktır. Sonluluk ve sonsuzlukla ilgili soru yine cevapsız kalacaktır. Aklımızın ilk inkar edeceği şey, yıldızlarla dolu sonsuz gökyüzüdür; fakat bunu inkar imkansızdır, çünkü söz konusu hadise çok açıktır.
Âlem bir mucizedir, ancak biz alışkanlık kesbetmişiz. Bir karahindiba çiçeğine bakın, ama etrafımızdaki her şeye bakmaya alıştığımız şekilde sathi olarak değil -ki hiçbir şeyi fark edemeyişimizin sebebi budur- istekle bakın. Danimarkalı ilk elçilik heyeti, hava taşımacılığı sayesinde Grönland'a taze bir gül buketi götürmüştü; bu onlar için büyük bir sürpriz oldu. İnsanlar adeta bir mucizeymiş gibi güllerin etrafında toplanıp onlara bakıyorlardı, etraflarında dans edip heyecanla bağırıyorlardı. Tüm alem bir mucizedir, ama biz buna dikkat etmeyiz.
Hissizleştik.
Sayfa 57 - Klasik Yayınları