"...Belirli koşullar altında yetişkinler böyle davranabilir, ama altı ile on iki yaş arasındaki çocuklar, uygar dünyanın baskısından uzaklaşınca, nasıl böylesine vahşileşebilir, kan dökecek kadar acımasız olabilir diye düşünen birçok kişi, küçüklerde bile bu kadar korkunç bir biçimde belirdiğine göre, Sineklerin Tanrısı'nda kötülüğün insan yaratılışında doğuştan var olduğu görüşünün savunulduğu kanısına varıp dehşete kapılmıştır. Okuyucuların duydukları bu dehşeti doğal saymalı; ^çünkü çocukların tertemiz birer melek oldukları konusunda, yanlış olduğu kadar da yaygın bir inanç vardır.^ Oysa kendi çocukluğuna ve yakından tanıdığı çocuklara duygusallıktan arınmış gerçekçi bir gözle bakabilenler, çocukların küçük birer melek değil, tıpkı yetişkinler gibi birer insan olduğunu bilirler. İnsanlarda ise, ister büyük ister küçük olsunlar, hem iyi hem de kötü içgüdüler vardır. Anayla baba ve eğitim kurumları, çocuğu olumlu biçimde etkilemeye, iyiye yönelen içgüdülerini geliştirip kötüye yönelen içgüdülerini engellemeye çalışırlar. Uygarlığın amacı da budur aslında..."
"...Kim bilir, kaç baba, oğullarını böyle ümitle sokak köşelerinde bekleyecek. Kayıp oğullarını her gelene geçene soracak. 'Kayıp demek, ölmek demek değil' diye ümitlerini yitirmeyecek ama oğulları ne yazık ki, asla dönmeyecek..."
"...Başarı dış görünüş ve giysilerle değil, her askerin kalbindeki yiğitlik ve cesaret ile kazanılır. ... Her zaman ileri, hep ileri gidiniz. Mutluluk, şan ve şeref ileride; aşağılanma, yoksulluk ve ölüm geridedir..."