Dinin, maneviyatın saf ve cahil insanlar üzerindeki tesiri bazen feyiz verici fakat çok defa kahredici oluyor. Herhangi bir dinin siyah ve kanlı perdesi ancak ilim ve irfan ile açılıyor ve gerçek yönü ilim ve irfan ile aydınlığa kavuşuyor.
Bizim de bir büyük milletimiz, tarihimiz, varlığımız yok mu? Baştan başa bütün Asya'yı, bir kısım Afrika'yı, Fransa sınırlarına kadar Avrupa'yı işgal eden bizim ırkımız olduğu hâlde bu asaleti ne çabuk gönlümüzden çıkardık? Biz benliğimizi tanımazsak, kimse bizi tanımaya tenezzül etmez. Başkasının artığını yiyen, elbisesini giyen saygıya layık değildir.
En medeni insanlardan, en vahşi beşeriyete kadar her kavmin, düşüncesine, yaşayışına, mensup olduğu dinin tesiri inkâr edilemez. İnanışın yanında, cinsiyet ve milliyetin yeri ikinci derecede kalıyor.
Dört duvar arasında kim yaşayabilir? Miskin ve sefil ruhlar. Duvarları ak mermerden nice saraylar yapsanız yüce ruhları orada tutamazsınız. Gökyüzü çadır, güneş mızrak olmalıdır. Beyaz dağlar gökyüzünü yırtan doruklar. O, sarayların çocuğu değil, doruklarda kanat çırpan mavi bakışlı kartaldı.