"O temmuz sabahı, kayalıklara gitmeden önce tabelasında “Meşhur Çorbacı Burhan Usta’’ yazan aşevinde kelle paça çorba içmiştik. İkimizden başka kimse yoktu dükkânda. Bir garson yerleri süpürüyordu. Güneş yeni doğmuştu. Gündoğumu Buluşmalarının ilkiydi bu. İkimizin de gözünden uyku akıyordu ama, uzun süredir birlikte olmayı düşlediğimiz bir coğrafyada bulunduğumuz için çok mutluyduk. Kâsede değil de, kocaman, beyaz porselen bir yemek tabağında gelmişti çorbalarımız. O anda birbirimize bakmıştık. Sayısız oyunlarımızdan biriydi bu da."
Aynadaki Zaman Cemil Kavukçu'nun okuduğum üçüncü kitabı. İçinde on öykü var. Yazar önceki okuduğum kitaplarında olduğu gibi yine bu öyküleri bazen bir karekterle, bazen bir olayla, bazen de bir mekanla birbirine bağlıyor. Bu durum acaba hikayeler nerede kesişecek diye merak ettiğim için daha dikkatli okumama sebep oluyor.
Hikayelerde denizin büyük bir yeri var. Deniz, hikayeleri birbirine birleştiren bir unsur olarak yer alıyor. Çünkü deniz hem kelime anlamıyla hem de hikayelerdeki karakterlerin algısındaki yeriyle çok önemli bir yere sahip.