İlk okuduğum romandır Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Yazarın anlattığı karakterlerin gerçekliği, betimlemeleri o yaşımda bana geçmişti. Romanda 15 yaşında bacağından rahatsız olan bir çocuğun rahatsızlığının ilerlemesi üzerine dinlenmek için uzak akrabasına gitmesi ve orada akrabasının kızı Nüzhet'e olan aşkı anlatılır. Nüzhet ondan dört yaş büyüktür ve Nüzhet'i de Ragıp adında bir doktor istemektedir. Nüzhet'in annesi bu evliliği desteklemektedir. Üstelik kahramanımızın kızına olan aşkını fark eden anne bu duruma da engel olacak şeyler yapmaktadır. Bu durum hastalığının artmasına sebep olur ve hastaneye, dokuzuncu hariciye koğuşuna yatırılır. Hastaneler, hastalar, doktorlar kahramanımızın hayatının büyük bir kısmında yer alır. Birkaç ay sonra ameliyat olur, hastalığından kurtulur fakat bir ayağı kısa kalır. Bu sırada Nüzhet'le doktorun evleneceğini de duyar. Böylece annesiyle yaşadığı evine döner.
İlk okuduğumda fazlasıyla sıkıldığım bu kitabın yazarının diğer kitaplarını beğendiğim için tekrar okumak istedim. Bu kez hem sıkılmadım hem de çok beğendim. Demek ki gerçekten bir kitabın okunacak vaktini kollamak da gerekiyormuş.
Fuzulî'ye kütüphanede bir bilge yıkılmış bir tapınağın altındaki uzay bilimine ait bilgileri taşıyan tabletleri, altın heykelleri ve girişin şifresini söyleyerek bu emanete sahip çıkmasını söylüyor. Kanunî zamanında Bağdat'ta başlayıp 1900'lü yıllarda yine Bağdat'ta son bulan romanı Fuzulî'nin yazdığı Leyla ve Mecnun kitabının gözünden okuyoruz. Kitap kendini Kays, yani Mecnun olarak görür ve yaşadığı tüm yolculuk boyunca o da emanete sahip çıkmaya çalışır. Çünkü Fuzulî sırrı bu kitaba yazmıştır.
Romanda Divan edebiyatının en ünlü karakterlerini, Osmanlı'da sanatın ve sanatçının yerini, dönemin yöneticilerini, Avrupa'nın bilim, edebiyat ve sanata bakış açısını okuyoruz. Kitapta aşk kavramı birçok açıdan anlatılmış. İlahi, mistik, mecazi ve tensel aşk gerek karakterler gerek zamanın şartlarıyla anlatılmış.
Neredeyse üç elli yıllık bir zaman dilimini anlatan kitapta sırrın peşine düşenlerin yaptıklarını, peşinde olanlardan kaçışını, kendi adına emanete sahip çıkmaya çalışmasını, Kays'ın Leyla'ya kavuşmak için çektiği hasreti, okuyoruz.