Açıkçası kapaktaki çizim ve bittabii adı dikkatimi çektiği için aldığım bir kitaptır kendisi. Hacmi küçük ancak derdi büyük bir kitap olduğunu nereden bilecektim? 10 dakikada okurken 10 yılı birden yaşayacağımı peki? Biraz zamanda yolculuk yapıp eskilere gideceğimi?
Kitap, kafa dinlemek için yolculuğa çıkan bir genç ile terkedilmiş ve harabeye dönmüş bir köyde, birer birer meşe palamudu toplayarak bir orman, bir yaşam oluşturmaya çalışan çobanın hikayesini anlatıyor. Tabii daha çok ağaç diken adamın hikayesi.
Ancak sadece ağaç dikmenin önemi yok kitapta! Ağaçsızlığın insanlardan aldığı şeylere da temas ediyor. Doğanın kendi akışında olmadığı yerlerde insanın nasıl agresif olduğuna değiniyor. Bir umut kırıntısının somut olarak koca bir ormana dönüşebileceğini gösteriyor. Hedef ve odağın önemini vurguluyor. Ve daha nicesi…
Aldıktan sonra farkettim ki illüstratör Öudemir imiş. Çizimlerin öyküye katkısı çok büyük elbette. Sivri ve soğuk bir mekandan yumuşacık bir bahara geçişi hissettiriyor insana. Yüzü hiç görünmeyen çoban amcanın hisleri bile geçiyor insana. Pek güzel. Pek şahane!
Çevirmen Didem Nur Güngören ve kitabı bizlere ulaştıran @everestyayinlari da teşekkürü borç bilirim tabiiki
Kendisi küçük ancak hikayesi kocamaaaaan olan bu kitabı okumanızı hevesle öneriyorum. Keşke bir dönem Amerika’da yapıldığı gibi toplu basım yapılarak çocuklara hediye olarak dağıtılsa bu hayal gerçekleşene kadar alıp okuyabiliriz tabiiki.
Kitapla, ağaçla ve bittabii sevgiyle kalın