Hayatımın parçalarını nasıl bir araya getirebileceğim konusunda en küçük bir fikrim bile yok.
Nerden başlamalı ki?
Başı ve sonu iç içe geçmiş bir hikayede ortaya çıkacağı anı karıştırmış bir kahraman gibiyim.
Nerede ortaya çıksam yanlış karedeyim.
Kalbimden neler geçtiğini, kafamda biriktirdiklerimi, tasarladığım her şeyi bildiğini düşünüyorum.
En azından tüm bunları hissettiğini.
Belki de böyle bir beklenti benimkisi.
Çünkü bunları sana asla söylemeyeceğim.
Asla söyleyemeyeceğim.
Oysa o kadar dilimin ucundalar ki…
Rüzgar esse düşecekmiş gibi, gözlerime baksan, giderken başını bir kez geriye çevirsen, ağzımdan dökülüverecek kadar dilimin ucunda.
Uzunca susuşlarım, ağzımı bile açmadan öylece kalakalıp, bakışlarımı kaçırışım hep bundan.
Burada hava her geçen gün biraz daha soğuyor.
Zaman diyorum, biraz daha zaman.
Dilimin ucundaki kelimeler bu kış da donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler.
"Çünkü en zayıf olduğum yerden sınanmış,
En hassas olduğum yerden vurulmuşum.
Hangi yanımdan yara alsam o yanımdan ağrımışım.
Taşıyamam zannettiklerimi taşımış,
Taşırım zannettiklerimin altında kalmışım.
İçimdeki ummanı önce sızdırmış, daha sonra taşırmışım."
Nazan Bekiroğlu
birinin balkonunda uzun uzun durmasını ciddiye almalısın. evlere sığmayan her bir kişinin sözcükleri yayvandır. başaklarla akraba olan dizlerimin bu devletlû şehirde ağrıması da bundan. sığınmak için değil, sığmak için sana muhtacım. soğuk ve gerçek sözcüklerinin bu kalbe bir çevirisi yok.
gitmeliyim demek. bir zerdalinin dalından kopması gibi çığlık çığlığa. ama sesimi yankılayan bir vadi yoksa, bir sesim yok demektir. o halde ölgün harflerle gitmeliyim. o halde, artık sana değil, kendime seslenmeliyim