Eser

Eser
@_eser
Hukuk
Rize
İstanbul, 1 Ağustos 1995
114 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
İlk öğretmenliğe başladığım yıl, yoğun bir çalışma içine girmiştim. Öğrenciler için araştırmalar yapıyor, özenle planlar hazırlıyor, okuldaki tüm öğrenciler için birçok etkinlik tasarlıyor; çocuklar için üretiyor, gecemi gündüzüme katıyordum. Sonradan öğrendim ki aylıkla ödüllendirme diye bir armağan varmış ve beni her gün takdir eden, "Sen geldin okula enerji geldi, hay yaşayasın!" diyen okul müdürü bu ödülü yıl boyu hiçbir üretimi olmayan bir öğretmene vermiş. O zaman anlıyorsunuz ki çalışmak ya da çalışmamak hiçbir şeyi değiştirmiyor.
Sayfa 99·Kitabı okudu
Eser
Malesef ki ülkemizdeki tüm kurumlarda da bu var. Çalışanın ödülü her zaman kendisinden daha fazla çalışmasının beklenmesi. Zaten tembeliz, çalışanları bari küstürmesek keşke...
Reklam
Fuzuli'ye yalnızlık nedir demişler...
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
Eser
  “Bana gönül ateşimde başka hiç kimse yanmaz; hafif sabah rüzgârından başka da kimse kapımı açmaz.”            Bazen insanlar kendini dinlemek şehrin bunalımlarından uzaklaşmak için yalnızlığı seçse de mutlaka bir yârana, eşe dosta ihtiyaç duyar.  Sıkıntıya dara düştüğü zamanlarında yanında birilerinin olmasını ister. Kendisine yardımcı olup olamayacağını bilse bile birilerini arar. İnsanların varlığından huzur bulur ya da bulmak ister. Şair burada sadece gönlünü yakan aşk ateşini hissediyor. (Bu aşk beşeri aşk değil gerçek aşktır.) Hiçbir ziyaret edeni de yok. Öyle bir tasvir yapıyor ki; Ahşap evlerde duranlar bilir. Ahşap evlerin ahşap kapısının bir boşluğu olur illaki ve serin serin esen sabah rüzgârı o kapıyı hafif sallar ve tıkırtı sesi çıkarır. Bu tıkırtının anlamı ise sabah rüzgârı tarafından kapı sanki çalınmış ve şairi ziyarete gelmiştir. Aslında doğal bir olay güzel bir sebebe bağlanarak Hüsn-ü Ta’lil sanatı yapılmıştır. Yani sabah rüzgârının ahşap kapıyı sallayıp tıkırdatması sanki şairi ziyarete gelmiş gibi güzel bir sebebe bağlanmıştır.            Fuzûlî, yalnızlığı o kadar içten anlatıyor ki... Türkçemizde yanmak kelimesi çok farklı anlamlar taşımaktadır. Bu anlamlardan biri de acımaktır. Fuzûlî de beytinde yanmak kelimesini bu anlamda kullanmıştır. Yalnızlıktan dolayı içi yanmakta, yüreği sızlamakta, hayatı paylaşacak hiç kimse yoktur etrafında. İstiyor ki hâline acıyacak biri çıksın. Ne var ki yüreğindeki yangından başka ona sahip çıkacak, sıcaklık verecek hiç kimse yoktur.           İnsan zor zamanlarında kapısını çalacak birini arar; ancak Fuzûlî’nin kapısını sabah esen rüzgârdan başka çalacak hiç kimse yoktur. Divan Edebiyatında aslında sabah rüzgârı (bâd-ı sabâ) sevgiliden müjdeli haber getiren bir postacı gibi tahayyül edilir; ancak Fuzûlî için bu geçerli değildir. Hani rüzgâr estiği zaman, rüzgârın etkisiyle kapı açılıp kapanır ya, işte bad-ı saba sadece öyle bir görev yüklenmektedir. Şairin yalnızlığını geçici bir süre, kendisine ses vermek suretiyle paylaşmaktadır. Bu, ancak mekanik bir paylaşımdır...
Gerçek yaşını söyleyen bir kadına asla güvenmeyin. Bunu söyleyen bir kadın ağzına gelen her şeyi söyleyebilir.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Alıntı
Eser
😄