(...) Gerçi etrafları tarafından anlaşılmayan, haklarında daima yanlış hükümler verilen insanların zamanla bu yalnızlıklarından bir gurur ve acı bir zevk duymaya başladıklarını biliyordum, fakat hiçbir zaman etrafın bu hareketlerini haklı bulacaklarını tasavvur edemiyordum.
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli ise teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
İnsanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden amiller ne kadar gülünç, ne kadar dıştan, ne kadar boş ve bilhassa asıl insanlıkla ne kadar az alakası olan şeylerdi...
(...) Sana hatırlatmayı bir defa daha denemek istiyordum: " Beyaz güllerinden bir tane verir misin bana?" " Memnuniyetle," dedin ve hemen bir gül çıkardın. "Ama belki de onlar sana bir kadının, seni seven bir kadının hediyesidir?" dedim. "Belki de," dedin, "bilmiyorum. Bana gönderildiler, ama kimden geldiğini bilmiyorum; zaten o yüzden onları çok seviyorum." Sana baktım. "Belki de unuttuğun bir kadından gelmişlerdir!"