George ve Lennie o zamanki çoğu kişi gibi hayatını idame ettirebilmek için çiftliklerde çalışan işçilerdir. Ancak bir FARKLA! ikisininde ortak bir hayali vardır. Küçücük bir toprak parçası alarak kendi hayatlarını sürdürmek.
İnsanlar hayal kurar. Ancak her şeyden önce bunun bir kurmaca olduğunu unutur ve bunun gerçek olabileceğini kendine kanıtlamaya çalışır.
"Bir tiyatro oyununa katılmıştım. Bir erkek oyuncuyla tanıştım ve bana bu iş için yaratıldığımı söyledi. Hollywood'da iş bakıp bana mektup yollayacaktı."
Ve ardından gelen bahaneler. Hayatımız böyle geçiyor. Ancak Crooks'un dediği gibi :
"Cennete giden de olmamıştır , arazi alan da."
Hiç bir zaman bu hayallere ulaşamayacağı gibi sürekli durumundan şikayet eder ,sevmeyi denemeden sevmez , elindekilere değer vermeyi denemeden sürekli kutsar onu. Çoğu kişi kutsalına ulaşamadan da ayrılır bu dünyadan. Ulaşsa da hep daha fazlasını ister. Çiftliği olan kişilerden hiç birinin mutlu olmaması gibi mutsuz olur hep insan.
Tıpkı insan hoşuna giden şeyleri okşamayı sevmesi gibi önce okşar sonra daha fazla okşar sonra daha fazla daha fazla ...
Öncelikle bir kitaptan uyarlanmış bir çizgi romana eleştiri yazmak ne kadar ciddiye alınır ,ne kadar ciddi olunabilir? Bilemem ama deneyeceğim. Öncelikle yazarın asıl kitabını okumadım. Bu yüzden bazı yerleri yazarın anlatmak istediğinden farklı yorumlamış olabilirim. O halde başlayalım. SPOİLER İÇEREBİLİR :)
Öncelikle yazar çizgi romana tanrının herkesin aslında içinde olduğunu ve herkesle konuştuğunu söyleyerek başlıyor. Ancak pek azı buna kulak veriyor ve yazarda bunlardan birisi. Sonrasında yazar içinde kendinizden de sorular bulabileceğiniz tanrıya sorular sormaya başlıyor.
İlk olarak asıl duygunun insana mutluluk veren duygunun sevgi olduğunu anlatıyor. Korkunun ise yıkıcı bir duygu olduğunu söylüyor ve bu korkunun kuşkudan kaynaklandığına değiniyor. Bu yüzden tanrının varlığından kuşku duymamız,ondan korkmamız gerektiğini söylüyor. Ben buna katılmıyorum bana göre kuşku insanın gerçeğe ulaşma isteğinin ilk adımıdır sonrasında sistemli düşünmeye çalışır. Ancak yazarın bu konuda ne kadar ciddi bilemedim sanki kişisel gelişim kitaplarında olan asıl güç içinizde isterseniz yaparsınız cinsinden bir dil de var.
Bundan sonra her şeyin zıttı ile beraber yaratılmasına değinmiş. Burada kötülük ve iyiliğin de Tanrı tarafından yaratıldığını bu yüzden iyiliklerin kabul edilip kötülüklerin kabul edilmeme gibi bir durumun olmadığını söylemiş. Bunların ikisininde var olma nedeninin ikisi arasında seçim yapmak olduğunu söylemiş. Ve bu seçimlerin aslında Tanrıyı ilgilendirmediğini bizi ilgilendirdiğini ve bu dünyaya ders almak için değil deneyimlemek için geldiğimiz sonucuna varıyor. Eğer bir şeyin karşıtı olmasaydı da onun asıl değerinin anlaşılamayacağını söylüyor(sevgi gibi). Bu karşıtlığın insanın kendisini geliştirmek için de olduğuna değiniyor. Ancak yazar şöyle bir