Eskiden ilahi tutkunun aptallığından dolayı, bu ilahi tutkunun kendisiyle savaşılırdı: insanlar onun yok edilmesi için kendilerini adarlardı-bütün eski ahlâk-canavarları bu konuda hemfikirdir "tutkular öldürülmelidir". Bunun en ünlü yöntemi İncil’deki dağ vaazında yazılıdır, ki burada, yeri gelmişken söyleyelim, hiçbir şey tepeden olduğu gibi görünmemektedir. Orada örneğin cinsellik konusunda "eğer gözün seni zor durumda bırakıyorsa çıkarıp at" deniliyor: iyi ki hiçbir Hristiyan bu yaptırımı uygulamıyor. Yalnızca aptallıklarından ve bu aptallıklarının olumsuz sonuçlarından sakınmak için tutkuları ve hırsları yok etmek, bizler için günümüzde aptallığın aniden ortaya çıkan bir biçiminden başka bir şey değildir. İnsanı ağrılarından kurtarmak için onun dişlerini söküp atan diş hekimlerine artık hayranlık duymuyoruz…
Üniversite eğitimi sadece akademik bilgi sağlamakla kalmaz, aynı zamanda analitik düşünme, problem çözme, iletişim becerileri gibi genel yetenekleri de geliştirebilir. Ancak gelecekteki iş dünyasında öğrenme süreçleri daha esnek hale gelebilir. Önemli olan, bireylerin güncel becerilere sahip olmaları ve hızla değişen teknoloji ve trendlerine ayak uydurabilmeleridir.
On yedinci yüzyılın ortalarında İstanbul ahalisinin yaşadığı keskin kamplaşmadaki fay hatlarından birisi, "ümmet-i Muhammed’den” olan kimselerin "millet-i İbrahim’denim" demesinin caiz olup olmadığı etrafında biçimlenmiştir. Katip Çelebi’ye göre "İbrahim milletindenim, halk arasında yayılmış ve kökleşmiş bir sözdür.” Bir yandan da, Müslümanların kendilerini bu şekilde tanımlamasına şiddetle karşı çıkanlar vardır.