"Ne kadar susarsam susayım, yine de öleceğim."
"Zararı yok ki, doğal bir şey bu. Yaşamış olmanın verdiği doyum, ölme zorunluluğunu da birlikte getirir..."
"Susmam, saçma! Susmakla ne kazanırım? Bir kaç saniye fazla can çekişirim, o kadar.
Bizden biri bir insana vurdu mu, utanıyor, çekiniyor, özellikle tiksinti duyuyor! Oysa ötekiler, acımadan, kılları kıpırdamadan, rahatlıkla binlerce kişiyi öldürüyorlar, zevkle öldürüyorlar! Kendilerini insanlara egemen kılma olanağını sağlayan parayı, altını, önemsiz kağıt parçalarını, bir sürü ıvır zıvırı korumak için boğuyorlar. Düşün bir kez: kendilerini savunmak, korunmak için değil, varlık aşkın yapıyorlar. İçeriden değil, dışarıdan sakınıyorlar.
Saray vakanüvisinin görevi olan methiye yazımının kökeni, hükümdarı destansı bir kahraman olarak betimleyen İran geleneğine dayanmaktaydı. Bu gelenek, Şah Tahmasb’ın kardeşi Elkas Mirza isyanı sırasında İstanbul’a gelen ilk saray vakanüvisi Arifi Fethullah Çelebi gibi çok usta mültecilerin çalışmalarıyla Osmanlılara ulaşmış ve saray kültürüne hakim olmuştu.
Osmanlıların Hint Okyanusu’ndaki ticaret yollarını ellerinde tutma çabalarında müttefikleri de vardı. Bunların en önemlilerinden biri Kuzeybatı Sumatra’daki karabiber üreticisi Müslüman Açe Sultanlığı’ydı.