sokakta gördüğünüzde ikinci kez dönüp bakmadığınız, çarptıktan sonra özür dilemediğiniz kızım ben. yüzünün neye benzediğini bir türlü hatırlayamadığınız, soyadını bilmediğiniz sınıf arkadaşınızım. lokantaların yemeği soğuk gelen müşterisiyim. görünmezim ben, otobüste kimseler yer vermez, kuaförde sıra bir türlü bana gelmez. sıra gelse de istediğim model bana gitmez. beğendiğim adamlar beni hiç görmez. zaten gözlerine de bakamam kimsenin. Başım yerdedir, ayaklarımı seyrederim.
bir defasında “nasıl bir şey?” diye sormuştu. “annenin ölmesi yani.”
pencereden dışarıya baktım. Bundan bahsetmek için doğru sözcükleri henüz keşfedememiştim.
"bacaklarımı ilk kez tıraş etmek istediğimde babamın jiletini alıp kuru kuru yapmıştım,” dedim. “kanadı, izleri aylarca geçmedi. kimse duşta sabunla yapmam gerektiğini söylememişti.”
dudak büktü selin. sanırım aradığı cevap bu değildi.
biraz daha düşündükten sonra ekledim: “bir de kanepede uyuyakaldığında üstünü örten kimse olmuyor.”
aşağı yukarı böyle bir şeydi annenin ölmesi. selin başını sallamış ve şöyle demişti: “ benimki zaten örtmüyor ki. keşke babam yerine annem ölseydi.”