📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Öksüz kelimesindeki 'ök' kökünün bağ demek olduğunu öğrenmiştim yıllar önce. Ök-süz bağsız demekmiş. Yani aslında annesi olmayan kişi değil, annesiyle bağı olmayan kişi öksüz kalırmış. İşte hissettiğim şey tam da buydu. Annesi hayatta olan ama onunla hiç yakın bağ kuramamış öksüz bir kızdım ben.
Ağırlık enteresan bir kavram... Demirin, çeliğin, betonun ağırlığını bir tartıya koyarak kolayca bulabilirsiniz ama acının kaç kilo geldiğini tartacak bir terazi yok elimizde.
'Anne, dedim, anne... Bu kelimeyi söyleyince neden içim acıyor anne? Neden bayramlık hazırlanmış çocuk sevinci uyanmıyor içimde? Neden şu iki hece taş olup boğazıma duruyor, neden yutkunuyorum, nedir bu boğazımdaki doluluk hissi Anne...!?
Yokluğuna alışmak demek, o hayattayken beraber yaptığınız şeyleri artık tek başınıza ya da en azından onsuz yapmaya alışmak demekti. On altı yaşında bir genç kız olan benim için bu, babasız pazar kahvaltıları, babasız piknikler, gece uyumadan önce üstünün örtüleceğini ve kapının kilitleneceğini bilmek gibi şeylerdi. Yaşım ilerledikçe de babasız kız istemenin, babasız düğünün, baba eli öpmeden yuvadan uçmanın, ilk çocuğumun 'dede' dediğini hiç duyamamanın içimi yakan acılarıydı. Annem içinse en üst raftakş salata tabağına ulaşmak, kavanozların kapağını açmak, evin erzak alışverişine çıkmak, faturaları ödemek, maaşı eline alıp gider taksimi yapmak gibi tek başına yapılacak daha bir sürü şey, babamın yokluğunu her gün hissettirecekti....